وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ · فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Ve mâ ye'tîhim min zikrin mine'r-rahmâni muhdesin illâ kânû anhü mu'ridîn · Fe-kad kezzebû fe-seye'tîhim enbâü mâ kânû bihî yestehziûn
"Rahmân'dan kendilerine yeni bir zikir gelmeye görsün, ondan mutlaka yüz çevirirler. · İşte yalanladılar; alay edip durdukları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir."
Kök ح-د-ث: sonradan olmak, meydana gelmek. Hadîs — yeni olan, olay, söz. مُحْدَث — ism-i mef'ûl: sonradan var edilmiş, yeni indirilmiş.
Kelime zikrin sıfatıdır ve nüzul anına bakar: her yeni inen bölüm. Yani ayet tek bir olayı değil, tekrarlanan bir tepkiyi anlatıyor: her yeni geldiğinde aynı şey oluyor.
Kelimenin kelâm tarihindeki tartışmayla (Kur'an'ın "mahlûk" olup olmadığı) ilişkilendirildiği bilinir. Bu tefsirde o tartışmaya girmiyorum; ayetin siyakı nüzulün yeniliğidir, bir varlık tartışması değildir. Bunu bir sınırlama olarak kaydediyorum, bir görüş olarak değil.
İsim Rahmân'de ayrıntılı çözümlendi ve tekrarlanmıyor.
Buraya eklenecek olan bir dizim gözlemidir: yüz çevirme fiilinin karşısına konan isim el-Kahhâr ya da el-Cebbâr değil, er-Rahmândır. Yani yüz çevrilen şey bir tehdit değil, bir rahmet olarak takdim ediliyor. Aynı teknik Yâsîn 36/11 ve Zuhruf 43/36'da da kaydedildi.
سَ (sîn) Arapçada yakın geleceği bildirir. Uzak gelecek için sevfe kullanılır. Yani "bir gün" değil, "yakında".
أَنۢبَآء — nebe'in çoğulu; kök ن-ب-أ: büyük ve önemli haber. Kök Nebe''de çözümlendi. Sıradan habere haber, ağırlıklı habere nebe denir.
Ve dizim nüktesi şudur: gelecek olan şey azap değil, haberdir. Enbâü mâ kânû bihî yestehziûn — "alay ettikleri şeyin haberleri". Yani alay edilen şey gerçekleştiğinde, artık haber olarak değil, olay olarak gelir. Bu ifade Kur'an'da tekrarlanır: ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn (En'âm 6/10; Hûd 11/8).