قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ · أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ · فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Kāle e-fe-raeytüm mâ küntüm ta'büdûn · Entüm ve âbâükümü'l-akdemûn · Fe-innehüm adüvvün lî illâ rabbe'l-âlemîn
"Dedi ki: 'Şimdi gördünüz mü neye taptığınızı — · siz ve en eski atalarınız? · İşte onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi başka.'"
Kalıp Kur'an'da sık geçer ve bu tefsirde Necm ve Vâkıa'de işlendi. E-raeyte — kelimesi kelimesine "gördün mü?", ama işlevi "söyle bakalım, ne dersin?"tir. Gözle görmeyi değil, düşünmeyi istiyor.
Ve dizim nüktesi burada duruyor. Kavim "atalarımız" demişti (74); İbrâhim cümleye bir kelime ekliyor: el-akdemûn — "en eski".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı eklenen kelimedir: atalar delili süreklilik üzerine kuruludur. İbrâhim delili reddetmiyor; uzatıyor. Zinciri en başına kadar götürüyor. Çünkü zincir ne kadar uzarsa, ilk halkanın neye dayandığı sorusu o kadar keskinleşir.
Ve Zuhruf 43/23'te kaydedilen şey bu okumayı destekliyor: orada aynı cevabın her devirde verildiği söyleniyordu. Yani atalar delili, kendi kendini üreten bir zincirdir; her nesil bir öncekini gerekçe gösterir ve zincirin başı hiç sorulmaz.
Ve cümlenin dizimi kaydedilmelidir. İbrâhim "ben onların düşmanıyım" demiyor; "onlar benim düşmanımdır" diyor.
| İzah | Dayanağı |
|---|---|
| Karşılıklılık kastedilmiştir | Arapçada düşmanlık iki taraflıdır; biri söylenince öteki anlaşılır |
| Putlar zarar verir | Tapınılan şey, tapanı yanlış yere götürdüğü için ona düşmanlık etmiş olur |
| Mahşerde düşman olacaklardır | Kur'an bunu açıkça söyler: ve kânû bi-ıbâdetihim kâfirîn (Ahkāf 46/6, Ahkāf'de işlendi) |
Üçüncü izah Kur'an içi dayanağı en güçlü olandır ve sûrenin kendi devamıyla da uyumludur: doksan ikinci ayetten itibaren mahşerde tapılanların ortada olmadığı anlatılacak.
عَدُوّ — kelime tekil geliyor ama çoğul bir gruba (hüm) haber oluyor. Arapçada aduvv hem tekil hem çoğul için kullanılır — fa'ûl vezninin özelliğidir; on altıncı ayetteki rasûl için de aynı şey söylenmişti.
Gerilim şudur: "taptıklarınız benim düşmanımdır, ancak âlemlerin Rabbi hariç" deniyor. Ama kavim âlemlerin Rabbine tapmıyordu.
| İzah | Türü | Dayanağı |
|---|---|---|
| Munkatı' istisna | Cinsten olmayan istisna | Arapçada illâ, "ama şu var ki" anlamında gelebilir; "onlar düşmanımdır — ama âlemlerin Rabbi öyle değildir" |
| Muttasıl istisna | Cinsten olan istisna | Kavim, Allah'ı toptan inkâr etmiyordu; putları O'na yaklaştırıcı sayıyordu (Zümer 39/3'teki li-yukarribûnâ ilallâhi zülfâ gibi) |
İki izah da nakledilmiştir; tercih dayatmıyorum. Kaydedilecek olan şudur: İbrâhim, bir sonraki ayetten itibaren istisna ettiği tarafı beş cümleyle tarif edecek. Yani istisnanın kim olduğu, hemen ardından açıklanıyor.