يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ · وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَٰمُوسَىٰ لَا تَخَفْ إِنِّى لَا يَخَافُ لَدَىَّ ٱلْمُرْسَلُونَ · إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًۢا بَعْدَ سُوٓءٍ فَإِنِّى غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Yâ Mûsâ innehû ene'llâhu'l-azîzü'l-hakîm · Ve elkı asâk, fe-lemmâ raâhâ tehtezzü ke-ennehâ cânnün vellâ müdbiran ve lem yuakkib, yâ Mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfü ledeyye'l-mürselûn · İllâ men zaleme sümme beddele hüsnen ba'de sûin fe-innî ğafûrun rahîm
"'Ey Mûsâ! O benim: Azîz ve Hakîm olan Allah. Asânı bırak!' Onu bir yılan gibi kıvrandığını görünce arkasına bakmadan dönüp kaçtı. 'Ey Mûsâ! Korkma; benim yanımda elçiler korkmaz. Ancak kim haksızlık eder, sonra kötülüğün ardından onu iyiliğe çevirirse — ben çok bağışlayıcıyım, çok merhametliyim.'"
Bu iki fiil Kasas 28/31'de işlendi: vellâ müdbiran ve lem yuakkib — arkasına dönüp bakmadan kaçtı. ع-ق-ب kökü: topuk; ta'kīb — birinin ardından gitmek, geri dönüp bakmak. Oraya dayanıyorum, tekrarlamıyorum.
On birinci ayet, onuncu ayetteki cümleye bir istisna koyuyor: innî lâ yehâfü ledeyye'l-mürselûn — "benim yanımda elçiler korkmaz" — illâ men zaleme…
| Okuma | İstisna neye bağlanıyor | Sonuç |
|---|---|---|
| 1 | Munkatı' (kesik) istisna — elçilerden değil, genel insanlardan | Elçiler korkmaz; başkalarına gelince, haksızlık eden korkar, ama tövbe ederse bağışlanır |
| 2 | Muttasıl (bitişik) istisna — elçilerin kendi hayatlarındaki bir sürçmeye | Bir elçi bir sürçme yaşamışsa, onu iyiliğe çevirmesi hâlinde korkusu kalkar |
Bir karine kaydediyorum, tercih olarak değil: Kasas kıssasında Mûsâ'nın kendi ağzından innî zalemtü nefsî (kendime zulmettim) sözü geçiyordu — Kasas 28/16'da işlendi. Aynı kök (ظ-ل-م) burada istisna cümlesinde geçiyor. Bu, iki sûre arasında doğrulanabilir bir kelime örtüşmesidir; ikinci okumayı destekleyen bir karinedir, ama bir delil değildir.
Ve ayetin yapısı kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: cümle üç basamaklı kuruluyor — haksızlık (zaleme), değiştirme (beddele), bağışlanma (ğafûrun rahîm). Ortadaki basamak, silme değil çevirmedir: beddele hüsnen ba'de sûin — "kötülüğün ardından iyiliğe çevirdi." Yani geçmiş yok sayılmıyor; üzerine bir şey konuyor.
بَدَّلَ — kök ب-د-ل, II. bâb: bir şeyin yerine başkasını koymak. Tebdîl — yer değiştirtme. Fiil, bir şeyin silinmesini değil, yerinin doldurulmasını bildirir.