29/26-40 — Lût, Şuayb ve dört helâk biçimi
Ve Lûtan iz kāle li-kavmihî inneküm le-te'tûne'l-fâhışete mâ sebekaküm bihâ min ehadin mine'l-âlemîn
Kıssanın burada işlenen yanı, kavmin cevabıdır: fe-mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kālü'tinâ bi-azâbillâh — "Allah'ın azabını getir!"
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: aynı kalıp (fe-mâ kâne cevâbe kavmihî illâ) yirmi dördüncü ayette İbrâhim için de kullanılmıştı. İki yerde de "cevap" diye anılan şey bir delil değil: biri infaz teklifi, öteki meydan okuma. Sûre, karşı çıkışın delille yapılmadığını iki kez aynı kalıpla kaydediyor.
وَتَأْتُونَ فِى نَادِيكُمُ ٱلْمُنكَرَ — nâdî: toplantı yeri, meclis. Kelime, yapılan şeyin açıkta yapıldığını bildiriyor.
Ve İbrâhim'in meleklerle konuşması (31-32) kaydedilmeye değer: inne fîhâ Lûtâ · kālû nahnü a'lemü bi-men fîhâ. İtiraz ediliyor ve itiraz reddedilmiyor — bilgiyle karşılanıyor.
| Biçim | İfade | Nereden |
|---|---|---|
| 1 | Fe-minhüm men erselnâ aleyhi hâsıbâ | Gökten — taş savuran rüzgâr |
| 2 | Ve minhüm men ehazethü's-sayha | Sesle |
| 3 | Ve minhüm men hasefnâ bihi'l-ard | Yerden — yere batırma |
| 4 | Ve minhüm men ağraknâ | Suyla — boğma |
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ — ve blok, sorumluluğu yerine oturtan bir cümleyle kapanıyor.
Dizim kaydedilmelidir: kânû enfüsehüm yazlimûn — mef'ûl (enfüsehüm) fiilden önce geliyor. Arapçada bu takdim vurgu bildirir: zulmedilen, kendileridir.