فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱقْتُلُوهُ أَوْ حَرِّقُوهُ … وَقَالَ إِنَّمَا ٱتَّخَذْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَوْثَٰنًا مَّوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا
"Kavminin cevabı ancak şu oldu: 'Onu öldürün ya da yakın!'… İbrâhim dedi ki: 'Siz, sadece dünya hayatında aranızdaki sevgi bağı olsun diye Allah'tan başka putlar edindiniz.'"
İbrâhim'in cümlesi, putçuluğu bir inanç meselesi olarak değil, bir bağ meselesi olarak teşhis ediyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin kendisidir: ayet, ortak tapınmanın toplumsal işlevini adlandırıyor — insanları birbirine bağlayan bir aidiyet. Ve cümlenin devamı bu bağın süresini söylüyor: fi'l-hayâti'd-dünyâ — yalnız burada.
Nitekim bir sonraki cümle bağın ne olacağını bildiriyor: sümme yevme'l-kıyâmeti yekfüru ba'duküm bi-ba'din ve yel'anü ba'duküm ba'dâ — birbirini reddetme ve lânetleme.
Aynı dönüş Ahkāf 46/6 ve Zuhruf 43/67'de işlendi (el-ehillâü yevmeizin ba'duhüm li-ba'din adüvv). Üç sûre aynı dönüşü anlatıyor.
Ğâfir (Mü'min) 40/26'da Fir'avn'ın aynı yola gitmesi işlendi (zerûnî aktül Mûsâ) ve orada kaydedilmişti: sözle karşılık verilemeyen yerde ne yapıldığı. Oraya dayanıyorum.