أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَسْبِقُونَا سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ · مَن كَانَ يَرْجُوا۟ لِقَآءَ ٱللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ لَـَٔاتٍ · وَمَن جَٰهَدَ فَإِنَّمَا يُجَٰهِدُ لِنَفْسِهِۦ
"Kötülük işleyenler bizi geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar! Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa, Allah'ın belirlediği vakit mutlaka gelecektir. Kim çaba gösterirse, ancak kendisi için çaba göstermiş olur."
İkinci ayette e-hasibe'n-nâs (insanlar sandılar mı) diye sorulmuştu; dördüncü ayette aynı fiil ikinci kez geliyor: em hasibe'llezîne ya'melûne's-seyyiât.
أَن يَسْبِقُونَا — kök س-ب-ق: yarışta öne geçmek. Kök Bakara 2/148 ve Vâkıa 56/10, 56/60'ta işlendi ve orada ism-i fâil (sâbikūn) ile ism-i mef'ûl (mesbûkīn) karşılaştırılmıştı. Burada fiil hâlinde ve bir beklenti olarak geliyor: geçip kurtulmak.
سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ — "ne kötü hüküm veriyorlar." Câsiye 45/21'de aynı ifade işlendi ve orada kaydedilmişti: karşı tarafın yaptığı şey bir yargı olarak adlandırılıyor. Oraya dayanıyorum.
وَمَن جَٰهَدَ فَإِنَّمَا يُجَٰهِدُ لِنَفْسِهِ — sûrenin altmış dokuzuncu ayetiyle halka kuran cümle; o bölümde tablolandı.