وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى ٱلْخَيْرِ · وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُوا۟ وَٱخْتَلَفُوا۟
Ve'ltekün minküm ümmetün yed'ûne ile'l-hayri ve ye'murûne bi'l-ma'rûfi ve yenhevne ani'l-münkeri ve ülâike hümü'l-müflihûn · Ve lâ tekûnû ke'llezîne teferrakū ve'htelefû min ba'di mâ câehümü'l-beyyinât, ve ülâike lehüm azâbün azîm
"İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. · Kendilerine açık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için büyük bir azap vardır."
| Okuma | Minküm ne demek | Sonuç |
|---|---|---|
| 1 | Teb'îz — "içinizden bir kısım" | Görev bir grubun üzerinedir (farz-ı kifâye biçiminde okunur) |
| 2 | Beyâniyye — "siz olun ki o topluluk sizsiniz" | Görev tamamının üzerinedir |
Ancak bir metin verisi kaydedilebilir ve kaydediyorum: aynı üç vasıf altı ayet sonra, 110. ayette bütün topluluğa yüklenecektir (te'murûne bi'l-ma'rûfi ve tenhevne ani'l-münker) — ve orada min edatı yoktur. İki ayetin dizim farkı budur ve ikisi birbirini tamamlar biçimde de okunabilir.
| # | Fiil | Yön |
|---|---|---|
| 1 | Yed'ûne ile'l-hayr | Çağırma — olumlu, en geniş |
| 2 | Ye'murûne bi'l-ma'rûf | Emretme — bilinen iyilik |
| 3 | Yenhevne ani'l-münker | Sakındırma — reddedilen |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiillerin sırasıdır: liste olumluyla açılıyor ve olumsuzla kapanıyor. Ve birinci fiil (da'vet) hiçbir yaptırım taşımaz — yalnız çağırır.
- مَعْرُوف — kök ع-ر-ف: bilinen, tanınan. İsm-i mef'ûl.
- مُنكَر — kök ن-ك-ر: tanınmayan, yadırganan. İsm-i mef'ûl.
İkisi de tanıma ekseninde kurulmuş ve ikisi de edilgen kalıptadır. Yani iyilik "bilinen", kötülük "yadırganan" diye adlandırılıyor.
| Ayet | Özne | Kim |
|---|---|---|
| 104 | Ümmetün minküm | İçinizden bir topluluk |
| 110 | Küntüm hayra ümmetin | Muhatap topluluğun tamamı |
| 114 | Ümmetün kāime min ehli'l-kitâb | Kitap ehlinden ayakta duran bir topluluk |
Üç geçiş, üç ayrı özne — ve üçüncüsü kitap ehlindendir. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir olgudur ve 110. ayetin okunuşunu doğrudan belirler. Aşağıda oraya dönülecek.
Bu terkip 19. ayette işlendi ve orada beş yerlik bir tablo kurulmuştu. Bakara 2/213, Şûrâ 42/14 ve Câsiye 45/17'ye dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Bir. Burada gelen kelime el-beyyinâttır, el-ilm değil. Sûrenin 19. ayetinde el-ilm gelmişti. Yani sûre aynı kalıbı iki ayrı kelimeyle iki kez kullanıyor.
İki. Öteki geçişlerde bu cümle bir tespittir; burada bir nehyin gerekçesidir. Ve lâ tekûnû ke'llezîne… — "onlar gibi olmayın". Yani başkaları hakkında söylenen bir cümle, muhatap için bir örnek hâline getiriliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin kipidir: sûre burada tarihi bir bilgi olarak değil, bir ihtimal olarak anlatıyor. Aynı şeyin muhatabın başına gelebileceği varsayılıyor. Ve nitekim sûre, 152. ayette bunun bir benzerinin gerçekleştiğini kaydedecektir.
ف-ر-ق kökünün sûredeki iki geçişi kaydedilmelidir: ve lâ teferrakū (103) — ke'llezîne teferrakū (105). Biri yasak, öteki ihlalin örneği; iki ayet arayla. Bu, girişteki tabloda kaydedilmişti.