قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنفُسِكُمْ
Evelemmâ esâbetküm musîbetün kad esabtüm misleyhâ kultüm ennâ hâzâ, kul hüve min indi enfüsiküm, innallâhe alâ külli şey'in kadîr · Ve mâ esâbeküm yevme'lteka'l-cem'âni fe-bi-iznillâhi ve li-ya'leme'l-mü'minîn · Ve li-ya'leme'llezîne nâfekū… · Ellezîne kālû li-ihvânihim ve kaadû lev etâûnâ mâ kutilû, kul fe'draû an enfüsikümü'l-mevte in küntüm sâdikīn
"Size iki katını başlarına getirdiğiniz bir musibet dokununca, 'Bu nereden?' dediniz. De ki: 'O, kendinizdendir.' Allah her şeye gücü yetendir. · İki topluluğun karşılaştığı gün başınıza gelen, Allah'ın izniyledir — müminleri bilsin diye. · Ve münafıklık edenleri bilsin diye… · Onlar, oturdukları hâlde kardeşleri için 'Bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi' diyenlerdir. De ki: 'Doğru söylüyorsanız kendinizden ölümü savın.'"
| Ayet | Cümle | Kime |
|---|---|---|
| 7 | Fe-emme'llezîne fî kulûbihim zeyğun | Okuyucuya |
| 152 | Feşiltüm ve tenâza'tüm ve asaytüm | Topluluğa |
| 165 | Kul hüve min indi enfüsiküm | Doğrudan |
| Öğe | Lafız | İşi |
|---|---|---|
| Soru | Ennâ hâzâ — "bu nereden?" | Sebep dışarıda aranıyor |
| Emir | Kul | Cevap veriliyor |
| Cevap | Hüve min indi enfüsiküm | Sebep içeriye çevriliyor |
| Ayet | Terkip | Kaynak |
|---|---|---|
| 37 | Hüve min indillâh | Allah katından |
| 78 | Hüve min indillâhi ve mâ hüve min indillâh | İddia ve reddi |
| 126 | Ve me'n-nasru illâ min indillâh | Yardımın kaynağı |
| 165 | Hüve min indi enfüsiküm | Kendinizden |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı terkibin dört geçişidir: sûre aynı kalıbı hem yardımın kaynağı hem musibetin kaynağı için kullanıyor. Ve ikisi ayrı yerlere bağlanıyor: yardım O'nun katından, musibetin sebebi kendinizden.
| Ayet | Lafız | Ne söylüyor |
|---|---|---|
| 165 | Hüve min indi enfüsiküm | Sebep — insanın payı |
| 166 | Fe-bi-iznillâh | İzin — olayın gerçekleşmesi |
Ve ikisi çelişmiyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin ardışıklığıdır: bir ayet sebebi insana, bir sonraki ayet olayın gerçekleşmesini izne bağlıyor. İki cümle iki ayrı soruya cevap veriyor: "niçin oldu?" ve "nasıl oldu?"
| Ayet | Söz | Şart |
|---|---|---|
| 156 | Lev kânû ındenâ mâ mâtû ve mâ kutilû | Yer — yanımızda olsalardı |
| 168 | Lev etâûnâ mâ kutilû | İtaat — bize uysalardı |
Ve cevabın biçimi kaydedilmelidir: kul fe'draû an enfüsikümü'l-mevte in küntüm sâdikīn — "doğru söylüyorsanız kendinizden ölümü savın".
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cevap bir karşı iddia değil; iddianın kendi mantığını kendisine uygulamaktır. Eğer bulunulan yer ya da verilen karar ölümü engelliyorsa, aynı şey konuşanlar için de geçerli olmalıdır. Ve fiil emir kipindedir: idreû — "savın".