كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ · لَتُبْلَوُنَّ فِىٓ أَمْوَٰلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ
Ellezîne kālû innallâhe ahide ileynâ ellâ nü'mine li-rasûlin hattâ ye'tiyenâ bi-kurbânin te'külühü'n-nâr, kul kad câeküm rusülün min kablî bi'l-beyyinâti ve billezî kultüm fe-lime kateltümûhüm in küntüm sâdikīn · Fe-in kezzebûke fe-kad küzzibe rusülün min kablike câû bi'l-beyyinâti ve'z-zübüri ve'l-kitâbi'l-münîr · Küllü nefsin zâikatü'l-mevt, ve innemâ tüveffevne ucûraküm yevme'l-kıyâme, fe-men zuhziha ani'n-nâri ve üdhıle'l-cennete fe-kad fâz, ve me'l-hayâtü'd-dünyâ illâ metâu'l-ğurûr · Le-tüblevünne fî emvâliküm ve enfüsiküm ve le-tesmeunne mine'llezîne ûtü'l-kitâbe min kabliküm ve mine'llezîne eşrakû ezen kesîrâ, ve in tasbirû ve tettekū fe-inne zâlike min azmi'l-umûr
"'Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamızı emretti' diyenler… De ki: 'Benden önce size elçiler açık delillerle ve söylediğiniz şeyle geldi; öyleyse doğru söylüyorsanız onları niçin öldürdünüz?' · Seni yalanladılarsa, senden önceki elçiler de yalanlanmıştı… · Her can ölümü tadacaktır. Karşılıklarınız ancak kıyamet günü eksiksiz verilecektir. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konursa, işte o kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı bir yararlanmadan başka bir şey değildir. · Mallarınız ve canlarınız konusunda mutlaka sınanacaksınız; ve hem sizden önce kitap verilenlerden hem de ortak koşanlardan çok incitici sözler işiteceksiniz. Sabreder ve korunursanız — işte bu, kararlılık gerektiren işlerdendir."
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cevap, iddiayı reddetmiyor; iddianın şartını yerine getirmiş olanlara ne yapıldığını soruyor. Yani şart yerine getirilse bile sonucun değişmediği, geçmişten gösteriliyor.
Ve aynı yöntem 168. ayette kullanılmıştı: fe'draû an enfüsikümü'l-mevt — orada da iddianın mantığı iddia sahibine uygulanmıştı. İki geçiş, aynı yöntem.
ذ-و-ق kökü: tatmak. Ve fiil değil, ism-i fâil kullanılmış: zâika — "tadıcı". Arapçada ism-i fâil, işin gerçekleşeceğini kesinlik ve süreklilikle bildirir.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: ölüm bir son olarak değil, bir tatma olarak adlandırılıyor. Ve tatmak, bir şeyin tamamını değil, ondan bir kısmını almaktır.
زُحْزِحَ — kök ز-ح-ز-ح: yavaş yavaş, itile itile uzaklaştırmak. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer. Ve fiil meçhuldür: uzaklaştıran söylenmiyor.
Ve dilcilerin kaydettiği şey kaydedilmelidir: kökte bir tekrar vardır — dört harfli ve ikili yapı (zahzaha), Arapçada genellikle tekrarlanan bir hareketi bildirir. Yani uzaklaştırma tek bir hamlede değil, aşama aşama.
مَتَٰعُ ٱلْغُرُور — غ-ر-ر kökü: aldatmak; bir şeyin görünüşünün insanı yanıltması. Ve metâ' kelimesi 14. ayette geçmişti: zâlike metâu'l-hayâti'd-dünyâ.
| Ayet | Terkip | Ne ekleniyor |
|---|---|---|
| 14 | Metâu'l-hayâti'd-dünyâ | Nitelik yok — yalnız "geçimlik" |
| 185 | Metâu'l-ğurûr | Nitelik var — "aldatıcı" |
Ve 14. ayette kaydedilmişti: metâ' kötü bir kelime değil; kullanılan, yararlanılan şey demektir. Burada ise kelimeye bir sıfat ekleniyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki terkibin farkıdır: kötü olan metâ' değil, ondan çıkarılan yanlış sonuçtur. Ve sûre bunu iki ayrı yerde iki ayrı biçimde söylüyor: başta niteliksiz, sonda nitelikli.
| Kaynak | Lafız |
|---|---|
| Kitap verilenlerden | Mine'llezîne ûtü'l-kitâbe min kabliküm |
| Ortak koşanlardan | Ve mine'llezîne eşrakû |
| Okuma | Azmü'l-umûr ne |
|---|---|
| 1 | Kararlılık gerektiren işler |
| 2 | Kesin olarak emredilmiş işler |
| 3 | Üzerinde durulması gereken, ciddi işler |