وَإِذْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَٰقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَتُبَيِّنُنَّهُۥ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۥ
Ve iz ehazallâhu mîsâka'llezîne ûtü'l-kitâbe le-tübeyyinünnehû li'n-nâsi ve lâ tektümûneh, fe-nebezûhü verâe zuhûrihim ve'şterav bihî semenen kalîlâ, fe-bi'se mâ yeşterûn · Lâ tahsebenne'llezîne yefrahûne bimâ etev ve yuhıbbûne en yuhmedû bimâ lem yef'alû fe-lâ tahsebennehüm bi-mefâzetin mine'l-azâb, ve lehüm azâbün elîm · Ve lillâhi mülkü's-semâvâti ve'l-ard, vallâhu alâ külli şey'in kadîr
"Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden 'onu insanlara mutlaka açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz' diye söz almıştı. Onlar ise onu sırtlarının arkasına attılar ve az bir bedelle sattılar. Ne kötü bir alışveriş! · Yaptıklarıyla sevinen ve yapmadıkları şeyle övülmeyi seven kimseleri sakın azaptan kurtulmuş sanma; onlar için acı bir azap vardır. · Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; Allah her şeye gücü yetendir."
Ve iki yükümlülük aynı şeyin iki yüzüdür ama aynı değildir: biri yapmayı, öteki yapmamayı emrediyor.
Ve tektümûn fiili 71. ayette geçmişti: ve tektümûne'l-hakka ve entüm ta'lemûn. İki geçiş, aynı fiil: biri fiilî durum, öteki alınan söz. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve li'n-nâs kaydı kaydedilmelidir: açıklama, bir gruba değil insanlara yapılacaktır. Aynı kayıt 96, 110 ve 138. ayetlerde de vardı.
نَبَذُوهُ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ — ن-ب-ذ kökü: bir şeyi değersiz bulup atmak. Ve tasvir somuttur: verâe zuhûrihim — sırtlarının arkasına.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: tasvir, bir reddi değil bir görmezden gelmeyi anlatıyor. Sırtın arkasına atılan şey yok edilmez; görüş alanının dışına çıkarılır. Ve bu, 71. ayetteki lebs (giydirme) tasviriyle aynı hattadır — ikisinde de nesne durur, görünmez olur.
| # | Davranış | Lafız |
|---|---|---|
| 1 | Yaptığıyla sevinmek | Yefrahûne bimâ etev |
| 2 | Yapmadığıyla övülmeyi sevmek | Yuhıbbûne en yuhmedû bimâ lem yef'alû |
Ve ikincisi ötekinden ayrıdır: burada söz konusu olan bir abartma değil, olmayan bir şeyin karşılığını almaktır.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle övülmeyi değil, yapılmayan şeyle övülmeyi konu ediyor. Ve fiil yuhıbbûne — "severler": yani istek düzeyinde bir şey adlandırılıyor.
مَفَازَة — kök ف-و-ز: kurtuluş, murada erme. Ve aynı kök üç ayet önce geçmişti: fe-kad fâze (185). İki geçiş, üç ayet arayla:
Ve lâ tahsebenne fiili ayette iki kez geçiyor — bu, ح-س-ب kökünün sûredeki son geçişidir ve altı geçişin sonuncusudur.