إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ ٱللَّهِ وَأَيْمَٰنِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا · وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُۥنَ أَلْسِنَتَهُم بِٱلْكِتَٰبِ
İnne'llezîne yeşterûne bi-ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ülâike lâ halâka lehüm fi'l-âhirati ve lâ yükellimühümüllâhu ve lâ yenzuru ileyhim yevme'l-kıyâmeti ve lâ yüzekkîhim ve lehüm azâbün elîm · Ve inne minhüm le-ferîkan yelvûne elsinetehüm bi'l-kitâbi li-tahsebûhü mine'l-kitâbi ve mâ hüve mine'l-kitâb, ve yekūlûne hüve min indillâhi ve mâ hüve min indillâh, ve yekūlûne alallâhi'l-kezibe ve hüm ya'lemûn
"Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlar — âhirette onların bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz, onları arındırmaz; ve onlar için acı bir azap vardır. · Onlardan bir kısmı, kitaptanmış sanasınız diye dillerini kitapla eğip bükerler; oysa o kitaptan değildir. 'O Allah katındandır' derler; oysa Allah katından değildir. Ve bile bile Allah hakkında yalan söylerler."
Kök Münâfikûn'de çözümlendi ve orada ح-ر-ف kökü ile birlikte tablolanmıştı. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum. Orada kaydedilen özet şuydu:
ل-و-ي ile ح-ر-ف aynı işin iki adı. Biri bükmeyi, öteki kenardan çekmeyi anlatıyor. İkisi de kırmıyor, eğiyor.
Bükülen şey kitap değil, dildir. Ayet yelvûne'l-kitâbe demiyor; yelvûne elsinetehüm bi'l-kitâb diyor — "dillerini kitapla eğip bükerler".
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve ayetin en ince noktasıdır: metne dokunulmuyor. Değiştirilen şey okuyuştur. Aynı harfler, başka bir dil hareketiyle başka bir şeye benzetiliyor.
Ve ayetin kendisi bunu açıkça söylüyor: li-tahsebûhü mine'l-kitâb — "kitaptan sanasınız diye". Fiil hasebe: sanmak. Hedeflenen şey metnin değişmesi değil, dinleyendeki izlenimin değişmesidir.
Ve ح-س-ب kökü sûrede bundan sonra dört kez daha gelecek: lâ tahsebenne / lâ yahsebenne (169, 178, 180, 188). Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve girişteki tabloda kaydedilmişti.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin nesnesidir: sûre, "sanma" fiilini hem burada hem sonda kullanıyor. Burada birinin başkasına yanlış sandırması; sonda kişinin kendi kendine yanlış sanması. İki yönde aynı fiil.
| # | Cümle | Ne kaldırılıyor |
|---|---|---|
| 1 | Lâ halâka lehüm fi'l-âhira | Pay |
| 2 | Ve lâ yükellimühümullâh | Konuşma |
| 3 | Ve lâ yenzuru ileyhim | Bakış |
| 4 | Ve lâ yüzekkîhim | Arındırma |
Dört olumsuzlama, ve ikisi (konuşma ve bakış) ilişki kelimeleridir. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ceza cümlesi, azabı en sona bırakıyor; önce ilişkinin kesildiğini söylüyor.
ثَمَنًا قَلِيلًا — "az bir bedel". Ve terkip sûrede bir kez daha, 187. ayette gelecek (ve'şterav bihî semenen kalîlâ) ve 199. ayette olumsuzlanarak (lâ yeşterûne bi-âyâtillâhi semenen kalîlâ). Üç geçiş, ve üçüncüsü ilk ikisinin karşıtıdır. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: sıfatın kendisi bir hüküm taşıyor. Semenen kalîlâ — bedel "az" diye adlandırılmış. Yani ayet, işlemi bir alışveriş olarak tarif ederken aynı cümlede o alışverişin kârsız olduğunu da söylüyor.