فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ ٱلْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ · مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ وَمَنْ عَمِلَ صَٰلِحًا فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ · لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن فَضْلِهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْكَٰفِرِينَ
Fe-ekım vecheke li'd-dîni'l-kayyimi min kabli en ye'tiye yevmün lâ meradde lehû minallâh, yevmeizin yassaddeûn · Men kefera fe-aleyhi küfruh, ve men amile sâlihan fe-li-enfüsihim yemhedûn · Li-yecziye'llezîne âmenû ve amilu's-sâlihâti min fadlih, innehû lâ yühibbü'l-kâfirîn
"Öyleyse, Allah'tan geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine doğrult. O gün bölünürler. Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kim de sâlih amel işlerse, kendileri için yer hazırlamış olurlar — iman edip sâlih amel işleyenleri kendi lütfundan ödüllendirsin diye. O, inkâr edenleri sevmez."
Kırk üçüncü ayet, otuzuncu ayetin ilk cümlesini neredeyse aynen tekrarlıyor. İki ayet yan yana konmalıdır:
| Ayet | İfade | Fark |
|---|---|---|
| 30 | Fe-ekım vecheke li'd-dîni hanîfâ | Yönelme biçimi nitelenmiş: hanîf |
| 43 | Fe-ekım vecheke li'd-dîni'l-kayyim | Din nitelenmiş: el-kayyim |
Ve otuzuncu ayette ed-dînü'l-kayyim zaten geçmişti — ama orada bir haber olarak: zâlike'd-dînü'l-kayyim — "işte dosdoğru din budur". Kırk üçüncü ayette aynı terkip emrin içine giriyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu iki geçiştir: otuzuncu ayette din tanımlanıyor, kırk üçüncü ayette o tanıma yönelme emrediliyor. Ve aradaki on üç ayet, tanımın karşıtını anlatmıştı: bölünme (32), sıkıntıda dönüp rahatlıkta ayrılma (33), bozulma (41).
مَرَدّ — kök ر-د-د: geri çevirmek, döndürmek. Mastar-mîmî kalıbı: "geri çevrilme". Ve kökün bu sûredeki yeri kaydedilmeye değer: kırk birinci ayette leallehüm yerciûn (belki dönerler) denmişti — dönüş açık. Burada dönüşün kapanacağı bir gün bildiriliyor. İki ayet arasında iki ayrı kök (ر-ج-ع ve ر-د-د) aynı fikri iki ayrı yönde taşıyor.
Kök Târık 86/12'de (ve'l-ardı zâti's-sad'), Vâkıa 56/19'da (lâ yusadda'ûne anhâ) ve Haşr'de işlendi. Tekrarlamıyorum. Çekirdek: sert bir şeyin çatlaması, yarılması; ve çatlağın kendisi. Sad' — yarık, çatlak.
Buraya ait olan, kelimenin insanlara nispet edilmesidir. Fiil V. bâbdan (tesaddu', burada idgamla yassaddeûn): kendi kendine çatlamak, parçalara ayrılmak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin bâbıdır: ayet "ayrılırlar" için bir bölme fiili kullanmıyor — taşın çatlamasını anlatan bir kök seçiyor. Ve bu, otuz ikinci ayetteki ferrakū dînehüm (dinlerini parçaladılar) ile aynı yöndedir.
| Ayet | Fiil | Kim yapıyor | Ne zaman |
|---|---|---|---|
| 32 | Ferrakū — II. bâb | İnsanlar — kendi elleriyle | Şimdi |
| 14 | Yeteferrakūn — V. bâb | Kendiliğinden | O gün |
| 43 | Yassaddeûn — V. bâb | Çatlayarak | O gün |
Üç fiil, aynı fikrin üç kalıbı. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, dünyada elle yapılan bölünmenin (32) o gün kendiliğinden gerçekleşeceğini iki kez söylüyor (14, 43). Ve ikincisinde kullandığı kelime, bir onarımın mümkün olmadığını taşıyan kelimedir — çatlak.
يَمْهَدُونَ — kök م-ه-د: düzleyip yaymak, yatak hazırlamak. Kök Nebe' 78/6'da (elem nec'ali'l-arda mihâdâ) ve Zuhruf'de (mehdâ) işlendi. Tekrarlamıyorum. Mehd — beşik; mihâd — döşek.
Buradaki kullanım kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: öteki yerlerde döşeği seren Allah'tır. Burada fiilin öznesi insandır: fe-li-enfüsihim yemhedûn — "kendileri için yer hazırlıyorlar". Aynı kök, biri verilen zemin biri hazırlanan zemin.
Ve li-enfüsihim (kendileri için) kaydı, Fâtır (Melâike) 35/39'daki çizgiyle örtüşür (fe-men kefera fe-aleyhi küfruh — bu sûrenin kırk dördüncü ayetinde de aynı cümle var). Yani karşılık, iki yönde de kişinin kendisine bağlanıyor.