وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا ضَلَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍۭ بَلْ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ كَٰفِرُونَ · قُلْ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلْمَوْتِ ٱلَّذِى وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
Ve kālû e-izâ dalelnâ fi'l-ardı e-innâ le-fî halkın cedîd, bel hüm bi-likāi rabbihim kâfirûn · Kul yeteveffâküm melekü'l-mevti'llezî vukkile biküm sümme ilâ rabbiküm türceûn
"Dediler ki: 'Toprakta kaybolup gittiğimizde, gerçekten yeniden mi yaratılacağız?' Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr ediyorlar. De ki: 'Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.'"
ضَلَّ — kök ض-ل-ل: yolu şaşırmak; ve bir şeyin içinde kaybolup ayırt edilemez hâle gelmek. Kökün "sapmak" dalı dizinde birçok yerde işlendi — Fâtiha'de (ve le'd-dâllîn) ve Necm 53/2'de (mâ dalle sâhıbüküm) çözümlendi. Tekrarlamıyorum.
Buradaki dal ötekidir ve kaydedilmelidir: dalle'ş-şey'ü fi'ş-şey' — bir şey ötekinin içinde kayboldu, karışıp gitti, seçilemez oldu. Dilciler bu kullanımı ayrıca kaydeder: süte düşen suyun kaybolması gibi.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: itiraz "öldükten sonra" değil, "toprağa karışıp ayırt edilemez hâle geldikten sonra" biçiminde kuruluyor. Yani karşı tarafın zorlandığı şey ölüm değil, ayrılamazlık. Parçalar birbirine karışmışsa geri getirilecek olan hangisidir?
Ve ayetin verdiği cevap bu soruya değil, sorunun yerine veriliyor: bel hüm bi-likāi rabbihim kâfirûn — "asıl mesele bu değil: onlar karşılaşmayı inkâr ediyorlar."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bel edatıdır: bel öncekini iptal edip yerine koyar. Ayet, teknik itirazı bir gerekçe olarak kabul etmiyor; itirazın altındaki reddi adlandırıyor. Câsiye'nin bütün ekseninde işlenen çizgi budur — orada da iddianın dayanağı sorulmuştu.
Ve likā' kelimesi kaydedilmelidir: sûrede iki kez geçecek — burada (10) ve yirmi üçüncü ayette (fe-lâ tekün fî miryetin min likāih). Aynı kelime, biri inkâr edilen biri kuşkuya kapatılan.
وُكِّلَ — kök و-ك-ل: bir işi başkasına havale etmek, iş için görevlendirmek. Fiil meçhul ve II. bâbdır: "vekil kılındı, görevlendirildi".
Kelimenin seçimi kaydedilmeye değer ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: ölüm meleği burada bağımsız bir güç olarak değil, görevlendirilmiş olarak anılıyor. Fiilin meçhul gelmesi görevlendireni cümlede söylemiyor — ama cümlenin devamı onu zaten söylüyor: sümme ilâ rabbiküm türceûn.
Ve dizim bir sıra kuruyor: yeteveffâküm (canınızı alır) → türceûn (döndürülürsünüz). İki fiil de meçhule yakın bir konumda: birincisinin öznesi görevli, ikincisininki söylenmemiş. Yani sürecin hiçbir aşamasında insanın kendi tasarrufu anılmıyor.
STYLE gereği bir kayıt: ölüm meleğinin adı, sayısı, keyfiyeti hakkında metnin bildirdiğinin ötesinde bir şey yazmıyorum. Fâtır (Melâike) 35/1'de melekler hakkında konan sınır burada da geçerlidir; oraya dayanıyorum.