وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَدْنَىٰ دُونَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ · وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَآ إِنَّا مِنَ ٱلْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ
Ve le-nüzîkannehüm mine'l-azâbi'l-ednâ dûne'l-azâbi'l-ekberi leallehüm yerciûn · Ve men azlemü mimmen zükkira bi-âyâti rabbihî sümme a'rada anhâ, innâ mine'l-mücrimîne müntekımûn
"Belki dönerler diye, o en büyük azaptan önce onlara mutlaka daha yakın azaptan tattıracağız. Rabbinin âyetleriyle kendisine hatırlatma yapılıp da sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim vardır? Biz suçlulardan intikam alıcıyız."
أَدْنَى — kök: د-ن-و (bazı dilciler أ-د-ن-و ile de ilişkilendirir): yakın olmak. Kelimenin iki anlamı da canlıdır: "en yakın" ve "en aşağı/en düşük". Kök dizinde birçok yerde işlendi — Necm 53/9'da (ev ednâ) ve ed-dünyâ (en yakın olan hayat) vesilesiyle birçok bölümde. Tekrarlamıyorum.
| Kelime | Beklenen karşıtı | Gelen | |
|---|---|---|---|
| Birinci azap | el-Ednâ — en yakın / en aşağı | el-Eb'ad (en uzak) | — |
| İkinci azap | — | — | el-Ekber — en büyük |
Yani "yakın"ın karşısına "uzak" değil, "büyük" konuyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: iki azap mesafeyle değil, biri mesafeyle öteki ölçüyle adlandırılıyor. Kelime tercihi, ikisinin aynı cinsten iki derece olmadığını ima ediyor.
| Görüş | el-Azâbü'l-ednâ ne |
|---|---|
| 1 | Dünyada başa gelen sıkıntılar — kıtlık, hastalık, kayıp |
| 2 | Belirli tarihî olaylar — o topluluğun başına gelen musibetler |
| 3 | Kabir hâli — büyük azaptan önceki merhale |
Üç görüş de kaynaklarda nakledilir. Tercih dayatmıyorum ve belirli bir tarihî olayla eşitleme kurmuyorum.
Ayetin lafzî olarak söylediği şey kaydedilebilir ve o kadarını kaydediyorum: iki azap arasında sıra vardır (dûne — ondan önce/beride), ve birincisinin gayesi bildiriliyor: leallehüm yerciûn — belki dönerler.
Bu gaye kaydedilmeye değer ve kendi okumam olarak veriyorum: ayet, daha küçük olanın bir son değil bir çağrı olduğunu söylüyor. Ve aynı fiil (رجع) sûrede üçüncü kez geçiyor:
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 11 | Sümme ilâ rabbiküm türceûn | Meçhul — döndürülürsünüz |
| 12 | Fe'rci'nâ | Talep — bizi döndür |
| 21 | Leallehüm yerciûn | Umut — belki dönerler |
Aynı kök üç ayrı kalıpta: bir haber, bir talep, bir umut. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır. Ve sıralama kaydedilmeye değer: dönüş önce kaçınılmaz bir olay olarak (11), sonra reddedilen bir istek olarak (12), en sonunda hâlâ açık bir kapı olarak (21) anılıyor. Kapı, sahne anlatıldıktan sonra açılıyor.
Ve fiil kaydedilmelidir: zükkira — meçhul, II. bâb: "kendisine hatırlatıldı". Aynı fiil on beşinci ayette de meçhuldü: ellezîne izâ zükkirû bihâ harrû sücceden.
| Ayet | Aynı fiil | Sonra ne oluyor |
|---|---|---|
| 15 | İzâ zükkirû bihâ | Harrû sücceden — secdeye kapandılar |
| 22 | Men zükkira bi-âyâti rabbih | Sümme a'rada anhâ — yüz çevirdi |
Aynı giriş, iki ayrı çıkış. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin iki yerde de aynı kalıpta olmasıdır: hatırlatma iki tarafa da yapılıyor — ayrılan şey hatırlatma değil, sonrası. Ve on sekizinci ayetteki hüküm (lâ yestevûn) bu iki ayet arasında somutlaşıyor.
Sümme edatı ayrıca kaydedilmelidir: ثُمَّ أَعْرَضَ — "sonra yüz çevirdi". Arapçada sümme aralık bildirir. Yani yüz çevirme, hatırlatmaya anında verilen bir tepki olarak değil, araya zaman girdikten sonra alınan bir tavır olarak anlatılıyor. Ahkāf 46/13'te ve Fussilet 41/30'da bu edatın aynı işi (söz ile duruş arasındaki mesafe) işlenmişti — orada olumlu, burada olumsuz yönde.
مُنتَقِمُونَ — kök ن-ق-م: bir şeyi çirkin bulup reddetmek; ve buradan karşılığını vermek. Dilcilerin kaydettiği çekirdek budur: intikam, önce bir hoş görmemedir. Bürûc 85/8'de aynı kök işlendi (ve mâ nekamû minhüm illâ en yü'minû — "onlardan yalnızca iman etmelerini çirkin buldular"). Oraya dayanıyorum.
Ve orada kaydedilen resim burada tersine dönüyor: Bürûc'da nekame fiilinin öznesi zulmedenlerdi; burada aynı kök karşılık veren tarafa nispet ediliyor.