ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ · يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥٓ أَلْفَ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Allâhü'llezî halaka's-semâvâti ve'l-arda ve mâ beynehümâ fî sitteti eyyâmin sümme'stevâ ale'l-arş, mâ leküm min dûnihî min veliyyin ve lâ şefî', efelâ tetezekkerûn · Yüdebbiru'l-emra mine's-semâi ile'l-ardı sümme ya'rucü ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhû elfe senetin mimmâ teuddûn
"Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. Sizin için O'ndan başka ne bir dost ne bir şefaatçi vardır. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? İşi gökten yere doğru yönetir; sonra iş, ölçüsü sizin saydığınızdan bin yıl olan bir günde O'na yükselir."
Bu ayet, modern dönemde en çok fizik iddiasına konu edilen ayetlerden biridir. STYLE gereği sınırı baştan çiziyorum:
Buradan görelilik kuramına, zamanın göreliliğine, ışık hızına ya da herhangi bir modern fizik önermesine gitmiyorum. Böyle bir bağ kurmuyorum, kurulmuş olanları da desteklemiyorum.
Gerekçe Meâric'de ayrıntılı yazıldı ve oraya dayanıyorum. Üç maddede özetlenmişti: (1) ayet bir fizik önermesi değil bir ölçü bildiriyor; (2) STYLE'da kayıtlı ilke, ayete modern bilginin zorla giydirilmemesidir; (3) böyle bir bağ kurulduğunda metnin doğruluğu, kurulan bağın kaderine bağlanmış olur.
Ayetin söylediği şey zaten yeterlidir ve o kadarını kaydediyorum: insanın zaman ölçüsü ile bu işleyişin zaman ölçüsü aynı değildir. Ayet bunu kendisi söylüyor: mimmâ teuddûn — "sizin saydığınızdan". Yani cümle, ölçünün kime göre olduğunu açıkça kayıtlı tutuyor.
Kök Muhammed 47/24'te tedebbür vesilesiyle ayrıntılı çözümlendi. Oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum.
Orada kaydedilen çekirdek şuydu: kökün somut anlamı "arka, bir şeyin arkası"dır (dübür). Ve anlam ailesi bu resimden çıkar: bir işin arkasına bakmak, yani sonunu düşünmek.
| Kalıp | Yer | Kim yapıyor | Ne |
|---|---|---|---|
| تَدَبُّر — V. bâb | Muhammed 47/24 | İnsan | Metnin arkasını düşünmek, sonuna kadar götürmek |
| تَدْبِير — II. bâb | Secde 32/5 | Allah | İşi sonunu gözeterek düzenlemek |
V. bâb dönüşlüdür: kişinin kendi üzerinde yaptığı iş. II. bâb ise geçişlidir: bir nesne üzerinde yapılan iş. Yüdebbiru'l-emra — "işi düzenler".
Aynı kök, iki bâbda, iki ayrı özne. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: iki ayet birlikte okunduğunda, insandan istenen fiil ile Allah'a nispet edilen fiil aynı resmi paylaşıyor — arkaya, sona bakmak. Fark, birinin bir metni öteki bir düzeni sonuna kadar götürmesindedir. Bu bir dil gözlemidir; teolojik bir eşitleme kurmuyorum.
ٱلْأَمْر — kelime hem iş/oluş hem emir/buyruk anlamına gelir ve klasik tefsirlerde buradaki anlamı üzerinde durulur:
İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum. Kelimenin Arapçadaki iki anlamı da canlıdır ve cümlenin dizimi ikisine de elverişlidir.
Kök Meâric'de sûre adı vesilesiyle ayrıntılı çözümlendi: yükselmek, eğimli bir yoldan basamak basamak tırmanmak. Mi'râc — merdiven; ve dilcilerin kaydettiği ikinci dal topallıktır (a'rec), ki bağ "düz gitmeyen, eğimli hareket" resmindedir. Tekrarlamıyorum.
| Yer | Yükselen kim/ne | Fiil |
|---|---|---|
| Meâric 70/4 | Melekler ve Ruh | Ta'rucü'l-melâiketü ve'r-rûh |
| Secde 32/5 | el-Emr — iş / buyruk | Sümme ya'rucü ileyh |
Meâric'te yükselen varlıklardır; Secde'de yükselen iştir. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: Secde'nin cümlesi bir döngü kuruyor — mine's-semâi ile'l-ard (gökten yere) … sümme ya'rucü ileyh (sonra O'na yükselir). İniş ve çıkış tek cümlede, aynı yola iki yönde.
Ve Meâric'de kaydedilen kayıt burada da geçerlidir: ileyhi (O'na) ifadesi mekân bildirmez; varılan yer bir konum değil, emrin ve hükmün merkezidir. Ortak ilke Şûrâ 42/11'dir: "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur."
Meâric 70/4'te bu karşılaştırma zaten yapıldı ve tablolandı. Oradaki tabloyu buraya taşıyorum, çünkü mesele bu ayetin kendi yerindedir:
| Ayet | İfade | Bağlam |
|---|---|---|
| Secde 32/5 | "…ölçüsü, sizin saydığınızdan bin yıl olan bir günde" | Emrin inip geri dönmesi |
| Hac 22/47 | "Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınızdan bin yıl gibidir" | Azabın acele istenmesi |
| Meâric 70/4 | "…ölçüsü elli bin yıl olan bir günde" | Meleklerin yükselişi |
Klasik müfessirlerin bu üçlü hakkındaki başlıca izahları — Meâric'de nakledildiği gibi:
| İzah | Açıklama |
|---|---|
| Farklı günler | Secde'deki "gün" ile Meâric'teki "gün" aynı gün değildir: biri emrin iniş-çıkış döngüsünden, öteki kıyamet gününden söz eder. Farklı olay, farklı ölçü |
| Aynı günün farklı durakları | Kıyamet gününün mevkıf denen aşamaları vardır; her aşamanın ölçüsü ayrıdır. Toplam ile parça karıştırılmamalıdır |
| Farklı yükseliş mesafeleri | Yükselişin çıktığı kat ve dolayısıyla mesafe farklıdır |
| Sayı, süre değil ağırlık bildiriyor | Arapçada büyük sayılar çoğu zaman kesin sayım değil büyüklük bildirir |
Tercih dayatmıyorum. İki ölçünün karşılaştırılmasında buraya ait olan tek doğrulanabilir fark şudur ve onu kaydediyorum: Secde'de ölçünün bağlandığı şey inip çıkan iştir, Meâric'te yükselen varlıklardır, Hac'da bekletilen azaptır. Üç ayet üç ayrı olaydan söz ediyor; aynı olaya iki farklı sayı verilmiyor. Bu, birinci izahı metin içinden destekleyen bir gözlemdir — ama bir tercih değildir, çünkü öteki izahlar da lafza aykırı değildir.
| Tavır | Ne der |
|---|---|
| Tefvîz | Lafız olduğu gibi kabul edilir, keyfiyeti Allah'a havale edilir; "nasıl" sorusu sorulmaz |
| Te'vîl | Lafız, hükümranlığın kurulması / işin eline alınması anlamında yorumlanır |
İki tavır da nakledilir; tercih dayatmıyorum. Fecr'de (ve câe rabbüke) aynı ayrım işlenmişti ve Meâric'de tekrar anıldı. Oraya dayanıyorum. Ortak ilke yine Şûrâ 42/11'dir.
Ve dizimde kaydedilecek olan şudur: sümme'stevâ ale'l-arş cümlesinin hemen ardından beşinci ayet geliyor: yüdebbiru'l-emr. Yani cümle bir durma değil, bir yönetme ile devam ediyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet yaratmayı bitmiş bir iş olarak anlatıp bırakmıyor; ardından süregiden bir düzenlemeyi anıyor. Fâtır (Melâike) 35/3'te aynı çizgi kaydedilmişti — orada da yaratıcılık, sürüp giden bir rızıklandırma ile birlikte soruluyordu.
Cümlenin yeri kaydedilmeye değer. Kâinatın yaratılışı anlatıldıktan hemen sonra muhataba dönülüyor ve söylenen şey bir aracı yokluğudur.
İki kelime seçiliyor: veliyy (dost, işini üstlenen) ve şefî' (aracılık eden). Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ikisi de ilişki kelimesidir. Yani reddedilen şey bir varlık değil, bir bağlantı biçimi.
Ve sûre bu kelimeye geri dönecek: on üçüncü ayette hükmün önceden verilmiş olduğu, yirmi dokuzuncu ayette ise vaktinde gelmeyen imanın fayda vermeyeceği söylenecek. Aracısızlık, sûrenin sonuna kadar taşınan bir hattır.