يَسْـَٔلُكَ ٱلنَّاسُ عَنِ ٱلسَّاعَةِ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا · إِنَّ ٱللَّهَ لَعَنَ ٱلْكَٰفِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا
Yes'elüke'n-nâsü ani's-sâah, kul innemâ ilmühâ inda'llâh, ve mâ yüdrîke lealle's-sâate tekûnü karîbâ · İnna'llâhe leane'l-kâfirîne ve eadde lehüm saîrâ
"İnsanlar sana Saat'i soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de Saat yakındır. · Şüphesiz Allah, inkâr edenlere lânet etmiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır."
Beled'de kaydedilen tespit burada birebir işliyor:
"Kur'an'da tutarlı bir ayrım: مَا أَدْرَاكَ (sana ne bildirdi — geçmiş zaman) kalıbı, arkasından açıklama gelen yerlerde kullanılır. مَا يُدْرِيكَ (sana ne bildirir — geniş zaman) kalıbı ise arkasından açıklama gelmeyen, bilginin insana kapalı bırakıldığı yerlerde kullanılır (örneğin kıyamet vakti hakkında: Ahzâb 33/63)."
Bu ayet, o kuralın örneklerinden biridir ve kural burada doğrulanıyor: kalıp mâ yüdrîkedir ve arkasından bir açıklama gelmiyor — bir ihtimal geliyor: lealle's-sâate tekûnü karîbâ.
Ve Kadr'de kaydedilen: "Orada kıyametin vakti sorulur ve söylenmez."
Cevabın yapısı kaydedilmeye değer: ayet "bilmiyorum" dedirtmiyor; "bilgi oradadır" dedirtiyor. Yani cevap bir bilgisizlik beyanı değil, bir adres bildirimi.
Bu, kaydedilmeye değer bir yapıdır: ayet bilgiyi vermiyor, ama bilgiyi işlevsiz de bırakmıyor. Vaktin bilinmemesi, hazırlığın ertelenmesi için bir gerekçe yapılamıyor.
قَرِيبًا — kök ق-ر-ب. Yakın. Ve kelimenin müennes değil müzekker gelmesi (es-sâah müennes olduğu hâlde) dilcilerce kaydedilir ve birkaç şekilde açıklanır; anlam farkı doğurmaz.
Sûre burada son bloğuna giriyor. Altmış dört-altmış sekizinci ayetler bir sahne kuruyor ve o sahne, sûrenin baştan beri işlediği "itaat" meselesini kapatacak.