لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍ فِى مَسْكَنِهِمْ ءَايَةٌ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا۟ مِن رِّزْقِ رَبِّكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لَهُۥ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ
Lekad kâne li-Sebein fî meskenihim âyeh, cennetâni an yemînin ve şimâl, külû min rızkı rabbiküm ve'şkürû leh, beldetün tayyibetün ve rabbün ğafûr
"Andolsun, Sebe' için oturdukları yerde bir işaret vardı: sağdan ve soldan iki bahçe. 'Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir belde ve bağışlayan bir Rab!'"
Sûrenin adı bu ayette, tek bir kelimede geçiyor: li-Sebe'. Ve kavim, sûrenin tamamında bir daha adıyla anılmıyor.
سَبَإ — Güney Arabistan'da (bugünkü Yemen bölgesinde) yaşamış bir topluluğun adıdır. Kur'an'da iki yerde geçer: burada ve Neml sûresinde (27/22). Kelimenin hem bir kişi adı hem bir kabile adı olarak nakledildiği kaydedilir; kesin bir hüküm vermiyorum.
| Okuyuş | Biçim | Gerekçe |
|---|---|---|
| Li-Sebein (tenvinli) | Munsarif — kabile/belde adı sayılır | Yaygın okuyuş |
| Li-Sebee (tenvinsiz) | Gayr-i munsarif — özel isim + müenneslik/ucme | Nakledilen ikinci okuyuş |
Tarifin kuruluşu kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: ayet bahçelerin büyüklüğünü, ürününü, sulama düzenini anlatmıyor. Anlattığı tek şey konumdur: sağda ve solda.
Bu, insanı ortaya koyan bir tariftir. Sağ ve sol, bir gözlemcinin bulunduğu yere göre belirlenir. Yani bahçeler, içinde duran kişiye göre adlandırılıyor — ve bir vadinin iki yamacında uzanan ekili arazi böyle görünür.
Ve âyet kelimesi tekil geliyor: âyetün — bir işaret. İki bahçe var, ama işaret tek. Yani sayılan şey bahçeler değil, bahçelerin oluşturduğu manzaranın kendisi.
Emrin kime söylendiği ayette belirtilmiyor — kalıp doğrudan aktarılıyor. Ve kaydedilmeye değer olan, birinci emrin bir yasak değil bir izin oluşudur: külû min rızkı rabbiküm. Yani şükür, nimeti bırakmak olarak değil, nimeti kaynağına bağlayarak kullanmak olarak isteniyor.
Bu, on üçüncü ayetteki emirle birlikte okunmalıdır: orada i'melû … şükrâ (çalışın, şükür) denmişti. İki emir de şükrü bir fiile bağlıyor: biri üretmeye, öteki yemeye.
Cümle iki isim tamlamasından ibarettir ve fiili yoktur. Arapçada bu tür cümleler sabit bir durum bildirir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki terkibin vâv ile bağlanmasıdır: ayet, refahın iki şartını yan yana koyuyor — iyi bir yer ve bağışlayan bir Rab. Toprak tek başına anılmıyor; ve ilişkiye ait olan sıfat bağışlayıcılık.
ط-ي-ب — kökün anlamı: hoş, temiz, iyi olmak. Tayyib, hem tadı hem niteliği güzel olan için kullanılır. Kök Fâtır (Melâike) 35/10'da (el-kelimü't-tayyib — güzel söz) işlendi; oraya dayanıyorum. Burada aynı sıfat bir beldeye veriliyor.
Ve bir sonraki ayetin bu tabloyu nasıl bozacağı kaydedilmelidir: on altıncı ayette bahçeler değişecek, ama beldenin adı bir daha anılmayacak.