فَأَعْرَضُوا۟ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ ٱلْعَرِمِ وَبَدَّلْنَٰهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَىْ أُكُلٍ خَمْطٍ وَأَثْلٍ وَشَىْءٍ مِّن سِدْرٍ قَلِيلٍ · ذَٰلِكَ جَزَيْنَٰهُم بِمَا كَفَرُوا۟ وَهَلْ نُجَٰزِىٓ إِلَّا ٱلْكَفُورَ
Fe-a'radû fe-erselnâ aleyhim seyle'l-arim, ve beddelnâhüm bi-cenneteyhim cenneteyni zevâtey ükülin hamtin ve eslin ve şey'in min sidrin kalîl · Zâlike cezeynâhüm bimâ keferû, ve hel nücâzî ille'l-kefûr
"Fakat yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik ve iki bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. İşte inkârları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız?"
ع-ر-ض — kökün somut anlamı: bir şeyin enine dönmek, yan çevirmek. Ard — en, genişlik. Yani i'râd, yüz çevirmek değil tam olarak — yan dönmektir: karşısındakine yüzünü değil, yanını göstermek.
Bu resim kaydedilmeye değer ve bunu bir dil gözlemi olarak veriyorum: fiil bir reddi değil, bir ilgisizliği anlatıyor. Karşı çıkmak değil, dönüp bakmamak.
Ve iki fâ edatı arka arkaya geliyor: fe-a'radû fe-erselnâ. Arapçada fâ, hemen ardından gelmeyi bildirir. Yani iki cümle arasında ara verilmiyor: yüz çevirdiler, gönderdik.
| Görüş | Arim nedir | Terkibin anlamı |
|---|---|---|
| 1 | Set, bent | "Set seli" — bendin yıkılmasıyla gelen sel |
| 2 | Şiddetli, azgın (sıfat) | "Azgın sel" |
| 3 | Vadi / bendin arkasındaki su | "Vadi seli" |
| 4 | Sıçan/köstebek (bendi delen hayvan) | Selin sebebine işaret |
Dördüncü görüş bazı kaynaklarda nakledilir; sağlamlığı hakkında hüküm vermiyorum. İlk üçü daha yaygındır. Tercih dayatmıyorum.
Tarihî arka plan hakkında kesin iddia kurmuyorum ve bunu açıkça kaydediyorum. Güney Arabistan'da büyük bir bendin bulunduğu ve bir dönem yıkıldığı nakledilir; bu konuda hem klasik kaynaklarda hem sonraki araştırmalarda farklı tarihler ve farklı yıkım safhaları anılır. Ayet bir tarih vermiyor, bir bent adı vermiyor. Metnin verdiği şey olayın kendisi ve sonucudur; ötesini "nakledilir" dilinin dışına çıkarmıyorum.
Ve erselnâ fiili kaydedilmelidir: "gönderdik". Aynı fiil sûrede peygamber göndermek için de kullanılıyor (28, 34, 44). Yani "gönderme" fiili sûrede hem uyarıcı hem sel için geçiyor. Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum.
| Önce (15) | Sonra (16) | |
|---|---|---|
| Sayı | Cennetâni — iki bahçe | Cenneteyni — iki bahçe |
| Konum | An yemînin ve şimâl | — |
| Ürün | — (söylenmiyor) | Ükülin hamtin ve eslin ve sidrin kalîl |
| Ad | Cennet | Cennet |
En dikkat çekici yer, adın değişmemesidir. Ayet "bahçelerini çöle çevirdik" demiyor. Yine "iki bahçe" diyor — ama içine üç şey koyuyor: buruk yemiş, ılgın, ve biraz sedir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cenneteyn kelimesinin tekrar edilmesidir: ceza, sahip olunanın elden alınması olarak değil, aynı adı taşıyan şeyin içinin boşalması olarak anlatılıyor. Bahçe hâlâ bahçedir; yenecek bir şey kalmamıştır.
أُكُلٍ خَمْطٍ — ekl: yemiş, ürün. Hamt — dilcilerin verdiği karşılık: buruk, acımsı, tadı kaçmış meyve; bazıları belirli bir dikenli ağacı kasteder. İki izah da nakledilir.
سِدْر — sedir/hünnap ağacı (sidr). Meyvesi yenir, ama azdır. Ve kelime kalîl (az) sıfatıyla nitelenmiş.
Üçlünün sırası kaydedilmeye değer ve bunu bir gözlem olarak veriyorum: yenmez hâle gelmiş yemiş → hiç yenmeyen ağaç → biraz yenen ağaç. Liste, yararsızdan azıcık yararlıya doğru gidiyor ve orada bitiyor. Yani tablo tamamen yıkım değil — yetersizlik.
Ve kalîl kelimesi kaydedilmelidir: on üçüncü ayette ve kalîlün min ıbâdiye'ş-şekûr denmişti. Aynı kelime, üç ayet sonra kalan sedir ağaçları için geliyor.
Bu örtüşmeyi kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı aynı kelimenin üç ayet arayla iki kez geçmesidir: şükrün azlığı ile kalan rızkın azlığı aynı sıfatla anılıyor.
Aynı kök, iki ayrı bâb — ve dilciler bu farkı kaydeder. III. bâb (müfâale) karşılıklılık bildirir: mücâzât, yapılan bir işe denk karşılık vermek.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: birinci cümle olayı anlatıyor (cezalandırdık), ikinci cümle kuralı koyuyor (denk karşılık ancak nanköre verilir). Kelime değişimi, olaydan kurala geçişi işaretliyor.
ٱلْكَفُور — mübalağa kalıbı: çok nankör. On üçüncü ayetteki eş-şekûrun tam karşıtı, aynı kalıpta. İki kelime dört ayet arayla karşı karşıya duruyor.
Ve kelimenin çevirisi üzerine bir kayıt: kök ك-ف-ر burada "inkâr" kadar "nankörlük" anlamındadır. Kökün somut anlamı örtmektir; nankörlük, nimetin üzerini örtmektir. Ve bağlam bunu destekliyor: cümleden önce sayılan şey nimetlerdir.