وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا كَآفَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
"Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmez."
ك-ف-ف kökü ve kâffeten kelimesi Bakara 2/208'de işlendi (üdhulû fi's-silmi kâffeh). Orada kaydedilenler burada geçerlidir ve özeti şudur: kelime keff (el ayası, bir şeyin kenarını toplayıp tutmak) ile ilişkilendirilir — "kenarda hiçbir parça bırakmadan". Tekrarlamıyorum.
Ve Bakara'da iki okuma nakledilmişti: girenin tamamı (herkes girsin) ya da girilenin tamamı (bütünüyle girilsin). Burada da benzer bir i'râb ihtilafı vardır:
| Okuma | Kâffeten neyin hâli | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Nâsın hâli | "Bütün insanlara gönderdik" |
| 2 | Muhatabın (ke zamiri) hâli | "Seni kuşatıcı/toplayıcı olarak gönderdik" |
Kelimenin i'râbı üzerinde bir güçlük vardır ve dilciler kaydeder: kâffeten kelimesi li'n-nâs'tan önce gelmiştir. Eğer nâsın sıfatı olsaydı, Arapçada sıfatın mevsûftan sonra gelmesi beklenirdi. Bu yüzden bazı dilciler ikinci okumayı tercih etmiştir. Bunu bir i'râb tartışması olarak aktarıyorum, hüküm kurmuyorum.
Ama iki okumanın da vardığı yer aynıdır ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ister "bütün insanlara" olsun, ister "kuşatıcı olarak", cümlenin işi bir sınırı kaldırmaktır. Ve mâ erselnâke illâ — olumsuzlama + istisna kalıbı, kapsamı daraltmıyor; daraltma ihtimalini kaldırıyor.
| Sıfat | Kök | İşi |
|---|---|---|
| Beşîr | ب-ش-ر — deri, yüzün dış yüzü | Müjde — yüzü aydınlatan haber |
| Nezîr | ن-ذ-ر — bir şeyi üstlenmek, haber vermek | Uyarı — önden verilen haber |
ب-ش-ر kökünün deriyle ilişkisi dilcilerce kaydedilir: beşere, derinin dış yüzüdür; müjde, etkisi yüzde görüldüğü için bu kökten adlandırılır.
Ve iki sıfatın sırası kaydedilmeye değer: önce müjde, sonra uyarı. Sûrede bu sıra korunuyor: on beşinci ayette Sebe'ye önce nimet verilmiş, sonra uyarı gerçekleşmişti.
| Ayet | İfade |
|---|---|
| 28 | Beşîran ve nezîrâ — Peygamber'in sıfatı |
| 34 | Ve mâ erselnâ fî karyetin min nezîrin — her beldeye |
| 44 | Ve mâ erselnâ ileyhim kableke min nezîr — onlara önceden gelmemişti |
| 46 | İn hüve illâ nezîrun leküm — yine Peygamber'in sıfatı |
Dört geçiş, sûrenin dört ayrı yerinde. Ve dizi bir çerçeve kuruyor: kapsam (28) → tarih (34) → bu topluluğun durumu (44) → sıfatın tekrarı (46).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kırk dördüncü ayetteki cümledir: ve mâ erselnâ ileyhim kableke min nezîr — "senden önce onlara bir uyarıcı göndermedik." Yirmi sekizinci ayette kapsam evrensel ilan ediliyor; kırk dördüncüde ise bu topluluğun daha önce uyarılmamış olduğu söyleniyor. İki ayet birlikte okunduğunda, sıfatın neden "bütün insanlar" ölçeğinde verildiği anlaşılıyor.
وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ — ve ayet bir bilgi eksikliğiyle kapanıyor. Aynı cümle otuz altıncı ayette birebir tekrarlanacak. Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve sonda tablolayacağım.