قُلْ أَرُونِىَ ٱلَّذِينَ أَلْحَقْتُم بِهِۦ شُرَكَآءَ كَلَّا بَلْ هُوَ ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
"De ki: 'O'na ortak diye kattıklarınızı bana gösterin!' Hayır! Bilakis O, üstün ve hikmet sahibi olan Allah'tır."
ل-ح-ق — kökün somut anlamı: arkadan yetişmek, birleşmek, eklenmek. Lehıka — yetişti, kavuştu. IV. bâb (elhaka): eklemek, iliştirmek, bir şeyi başka bir şeye katmak.
Fiilin seçimi kaydedilmelidir ve bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı kökün resmidir: ayet "ortak koştuğunuz" (eşrektüm) demiyor — "kattığınız", "iliştirdiğiniz" diyor. Yani ortaklık, aslında var olan bir ilişki olarak değil, sonradan yapılmış bir ekleme olarak adlandırılıyor.
Ve fiilin faili muhataptır: elhaktüm — siz eklediniz. İşlem, tarafın kendi eylemi olarak kaydediliyor.
أَرُونِى — "bana gösterin". Talep, bir delil değil, bir işaret talebidir. Bakara 2/111'de işlenen hâtû burhâneküm (delilinizi getirin) kalıbıyla aynı ailededir; oraya dayanıyorum. Farkı şudur: orada istenen burhan, burada istenen gösterilecek bir şey. Talep, en somut biçime indirilmiş.
كَلَّا — Arapçada bir iddiayı kesin biçimde reddeden edat. Kelime Meâric 70/15 ve 70/39'da işlendi — orada iki beklentinin kesilmesi olarak kaydedilmişti. Tekrarlamıyorum.
Ve cümlenin bitişi kaydedilmelidir: bel hüvallâhü'l-azîzü'l-hakîm. Talep cevapsız kalıyor — çünkü gösterilecek bir şey yok — ve boşluk, iki isimle dolduruluyor.