لِّيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ · وَٱلَّذِينَ سَعَوْ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
Li-yecziye'llezîne âmenû ve amilû's-sâlihât, ülâike lehüm mağfiratün ve rizkun kerîm · Ve'llezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ülâike lehüm azâbün min riczin elîm
"İman edip sâlih amel işleyenleri ödüllendirmek için. Onlar için bağışlanma ve cömert bir rızık vardır. Âyetlerimizi geçersiz kılmak için koşuşturanlara ise, en kötüsünden acıklı bir azap vardır."
Dördüncü ayet bir lâm-ı ta'lîl (sebep lâmı) ile başlıyor: li-yecziye — "ödüllendirmek için". Yani bir önceki ayette geleceği bildirilen Saat, bir amaca bağlanıyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: itiraz "gelmeyecek" demişti; cevap önce gelecek dedi (3), sonra niçin geleceğini söylüyor (4). Yani cümle iddiayı çürütmekle yetinmiyor, olayın gerekçesini de veriyor.
Ve gerekçe olarak önce ödül anılıyor, ceza ikinci sırada. Bu sıralama sûrede tutarlıdır: dördüncü ayette mü'minler, beşincide karşı taraf.
س-ع-ي — kökün somut anlamı hızlı yürümek, koşuşturmak, bir iş için çabalamaktır. Kelime nötrdür; Kur'an onu hem övgü hem yergi bağlamında kullanır. Burada yönü belirleyen şey, arkasından gelen hâl kelimesidir.
مُعَٰجِزِين — kök ع-ج-ز: güç yetirememek, âciz olmak. Muâciz — III. bâbdan ism-i fâil. Bu bâb karşılıklılık ve çabalama bildirir: "âciz bırakmaya çalışan, yarışıp geçmeye uğraşan".
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | Âciz bırakmaya çalışanlar — âyetleri etkisiz kılmak isteyenler |
| 2 | Kaçıp kurtulacağını sananlar — yakalanamayacağını düşünenler |
Tercih dayatmıyorum. Kaydedilmeye değer olan, kelimenin bir fiil değil bir hedef bildirmesidir: ayet onların âyetleri etkisiz kıldığını söylemiyor — öyle olsun diye koşuşturduklarını söylüyor.
| Ayet | İfade | Karşılık |
|---|---|---|
| 5 | Ve'llezîne seav fî âyâtinâ muâcizîn | Azâbün min riczin elîm |
| 38 | Ve'llezîne yes'avne fî âyâtinâ muâcizîn | Fi'l-azâbi muhdarûn |
Tek fark fiilin zamanıdır: beşincide mâzî (seav), otuz sekizincide muzâri (yes'avne). Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin yeridir: beşinci ayet bir hüküm listesi içinde geliyor, otuz sekizinci ayet ise süregelen bir davranışın tarifi içinde. Mâzî hükmü, muzâri hâli anlatıyor.
رِجْز — kök ر-ج-ز: sarsıntı, düzensiz hareket; ve buradan pislik, azap. Dilciler kelimeyi devenin arka ayaklarındaki titremeyle (recez) ilişkilendirir. Terkip dikkat çekicidir: azâbün min riczin elîm — "azabın en kötüsünden bir azap". Yani azap, kendi cinsinin içinden ayrıca nitelenmiş.