إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا۟ دُعَآءَكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا۟ مَا ٱسْتَجَابُوا۟ لَكُمْ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ
"Onlara dua etseniz duanızı işitmezler; işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı reddederler."
| Kademe | İfade |
|---|---|
| 1 | Lâ yesmeû — işitmezler |
| 2 | Ve lev semiû mestecâbû — işitseler bile cevap veremezler |
| 3 | Yekfürûne bi-şirkiküm — sonunda reddederler |
İkinci kademe kaydedilmeye değer: ayet, birinci ihtimali kabul etmiş gibi yapıp bir adım daha atıyor. Yani itiraz edilebilecek her yeri kendisi kapatıyor.
Ahkāf 46/5-6'da aynı üçlü işlendi (cevap verememe, habersizlik, sonunda düşman kesilme). İki sûre aynı yapıyı kuruyor ve Ahkāf'ta işlenen "ilişkinin hiç kurulmamış olması" kaydı burada da geçerlidir.
Blok, bilginin kaynağına dair bir cümleyle kapanıyor. Ve kelime habîr — kök خ-ب-ر: bir şeyin iç yüzünü bilmek. Dilciler kökün "toprağı sürüp altını görmek" anlamıyla ilişkisini kaydeder.