وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَٰلِحًا غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَآءَكُمُ ٱلنَّذِيرُ
"Orada feryat ederler: 'Rabbimiz! Bizi çıkar da, yapmakta olduğumuzdan başka bir sâlih amel işleyelim!' — 'Size, düşünecek kimsenin düşüneceği kadar ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti.'"
يَصْطَرِخُون — kök ص-ر-خ, VIII. bâb: yüksek sesle bağırmak, imdat istemek. Kelime, sesin şiddetini taşıyor.
Ve talep kaydedilmeye değer: na'mel sâlihan ğayra'llezî künnâ na'mel — "yaptığımızdan başka." Yani kendi amellerinin yanlışlığı kabul ediliyor.
| Cevap | Ne diyor |
|---|---|
| Evelem nuammirküm mâ yetezekkeru fîhi men tezekker | Süre verildi |
| Ve câekümü'n-nezîr | Uyarı geldi |
İki cevap, Fâtır (Melâike)'nin iki ayetine bağlanıyor: yirmi dördüncü ayette her ümmete uyarıcı gelmiş olduğu, kırk beşinci ayette sürenin ertelendiği söylenecek. Sûre, bu iki gerekçeyi baştan sona işliyor.
Ve sürenin tarifi kaydedilmeye değer: mâ yetezekkeru fîhi men tezekker — "düşünecek olanın düşüneceği kadar". Ölçü mutlak bir yaş değil, yeterlilik. Ğâfir (Mü'min) 40/67'de ömrün basamakları sayılmıştı; burada ömür, süre olarak değil imkân olarak anılıyor.