وَمَكْرَ ٱلسَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ ٱلْمَكْرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِۦ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًا
"Kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar, öncekilerin sünnetinden başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın sünnetinde bir değişme bulamazsın."
يَحِيقُ — kök ح-ي-ق: bir şeyin dönüp sahibini kuşatması. Kök Ğâfir (Mü'min) 40/45'te ve Zümer 39/48'de işlendi. Tekrarlamıyorum.
Cümlenin kuruluşu kaydedilmeye değer: lâ yahîku … illâ bi-ehlih — olumsuzlama + istisna. Yani kötü tuzağın başka bir yere gitme ihtimali kapatılıyor.
سُنَّتَ ٱللَّه — س-ن-ن kökü Fetih 48/23'te ayrıntılı çözümlendi (yol açmak, akıtmak; sinân, mesnûn). Tekrarlamıyorum.
Ve Ğâfir (Mü'min) 40/85'te sûrenin kapanışı bu kelimeyle yapılmıştı: sünnetallâhi'lletî kad halet fî ıbâdih. İki sûre aynı kavramı aynı işte kullanıyor: süreklilik.
فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًا — ve değişmezlik, len (kesin olumsuzluk) edatıyla bildiriliyor.