وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ · إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍ
"Dilesek onları suda boğarız; ne bir imdatçıları olur ne de kurtarılırlar — bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yararlanma olması dışında."
Dizim nüktesi ve bloğun bütün işini belirliyor: üç ayet boyunca gemi bir nimet olarak anlatıldı. Kırk üçüncü ayet aynı gemiyi bir şart cümlesinin içine koyuyor: ve in neşe' nuğrikhüm.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı şart edatıdır: in Arapçada gerçekleşmesi mümkün ama kesin olmayan şart içindir. Cümle bir tehdit değil, bir bağımlılık bildirimidir: su üstünde durmak, her an sürüp giden bir izindir.
Bağlam ikinci anlamı gerektiriyor: fe-lâ sarîha lehüm — "onlar için bir sarîh yoktur", yani imdatlarına koşan yoktur. Dilciler bu terkipte ikinci anlamı tercih eder; kaydediyorum.
Ve kelimenin ikiliği kendi başına kaydedilmeye değer: aynı kelime hem çağıranı hem gelen kişiyi bildiriyor. Dilciler bunu kelimenin sesle kurulmuş olmasına bağlar: bağıran da bağırışa cevap veren de aynı olayın iki ucudur.
ن-ق-ذ kökü sûrede ikinci kez geçiyor. Yirmi üçüncü ayette koşarak gelen adam demişti: ve lâ yunkızûn — "[o ilâhlar] beni kurtaramazlar." Burada: ve lâ hüm yunkazûn — "kurtarılmazlar."
| Ayet | İfade | Kim / kimden |
|---|---|---|
| 23 | ve lâ yunkızûn | Edinilen ilâhlar kurtaramaz — etken |
| 43 | ve lâ hüm yunkazûn | Boğulanlar kurtarılmaz — edilgen |
İkisi de doğrulanabilir. Ve kalıp farkı kaydedilmelidir: birincisi etken (kurtaramazlar), ikincisi edilgen (kurtarılmazlar). Kendi okumam: birinci cümlede kurtaramayan belli, ikinci cümlede kurtaracak olan hiç anılmıyor. Kıssada bir aday elenmişti; delil bölümünde aday bile yok.
غ-ر-ق — kök: suya batmak, boğulmak. İğrâk — batırmak. Kelime Kur'an'da Nûh ve Fir'avn kıssalarında sık geçer.
Dizim: illâ burada istisnâ-i munkatı' sayılır; yani istisna edilen, kendisinden istisna edilenin cinsinden değildir. Sarîh ve inkāz bir cins, rahmet başka bir cinstir. Dilciler bu durumda illânın "ancak, yalnızca" anlamına geldiğini kaydeder — Vâkıa 56/25-26'da aynı yapı işlendi; oraya dayanıyorum.
Kendi okumam: ayet kurtuluşu inkâr etmiyor, kaynağını değiştiriyor. Yardım olmadığını söyleyip yardımı adlandırıyor.
م-ت-ع — kök: bir şeyden yararlanmak, faydalanmak; ve bir şeyin uzayıp sürmesi. Metâ' — yararlanılan şey; ev eşyası, azık. Kelime Kur'an'da dünya hayatı için sık kullanılır — Ğâfir (Mü'min) 40/39'da innemâ hâzihi'l-hayâtü'd-dünyâ metâ' biçiminde geçti ve orada işlendi. Oraya dayanıyorum.
Ve bloğun bu kelimeyle bitmesi kaydedilmeye değer: IV. blok üç işaret saydı — toprak, gök, gemi — ve hepsini süreli bir kayıtla kapattı. Kendi okumam: delil bölümü nimetleri sayıp sonunda hepsinin bir vadeye bağlı olduğunu söylüyor. Ve bir sonraki blok tam buradan başlıyor: kırk beşinci ayette "önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının" denecek — yani vadenin farkında olmak.