ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
Kökün somut anlamı: bir kabın ya da yazının ağzını mühürle kapatmak. Hâtem — mühür yüzüğü; hitâm — bir şeyin sonu, kapanışı (çünkü mühür en sona basılır).
Kök Mutaffifîn'de (rahîkın mahtûm) ve Şûrâ, Münâfikûn'de geçti.
Ve kökün buradaki resmi kaydedilmelidir: mühür, bir şeyi kapatmakla kalmaz, kapalı kaldığını belgelemek için basılır. Mühürlü kap, açılmadığı belli olan kaptır.
Dizim: nahtimu alâ efvâhihim — alâ harfi ile. Arapçada hateme alâ, üstünü kapatmayı bildirir. Aynı yapı Bakara 2/7'de kalp ve kulak için kullanılır (hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem'ihim). Yâsîn'de mühürlenen yer el-efvâh — ağızlar.
Fussilet 41/20-21'de organların şahitliği ayrıntılı olarak işlendi. Oradaki tespitler şunlardı: üç şahit sayılıyor — kulak, göz, deri; üçüncü sırada kalp değil cild var, çünkü deri sınırdır — dünyayla temas eden yüz; ve sahibleri derilere itiraz ediyor: lime şehidtüm aleynâ, cevap ise entakane'llâhu'llezî entaka külle şey'.
Yâsîn aynı sahneyi anlatıyor ama üç noktada ayrılıyor. Karşılaştırma tablosu — her satır iki metinden doğrulanabilir:
| Fussilet 41/20-21 | Yâsîn 36/65 | |
|---|---|---|
| Şahitler | Kulak, göz, deri | Eller, ayaklar |
| Ağzın durumu | Söz konusu edilmiyor — serbest | Mühürleniyor |
| Şahitliğin fiili | Şehide — üçü de aynı fiille | Tükellimü (eller) + teşhedü (ayaklar) — iki ayrı fiil |
| Kime konuşuluyor | Belirtilmiyor | Tükellimü-nâ — "bize" |
| İtiraz var mı | Var — lime şehidtüm aleynâ | Yok |
| Şahitlik neye dair | Bimâ kânû ya'melûn | Bimâ kânû yeksibûn |
Fussilet'te ağız serbesttir — nitekim sahipleri konuşuyor ve derilerine itiraz ediyorlar. Yâsîn'de ağız mühürleniyor ve itiraz yok.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki metnin farkıdır: ağzın mühürlenmesi, savunmanın kaldırılması değil — anlatımın kaldırılmasıdır. Ağız, insanın yaptığını anlattığı organdır; el ve ayak ise yapan organlardır. Yâsîn, anlatanı susturup yapanı konuşturuyor.
Yâsîn eller için tükellimü (konuşur), ayaklar için teşhedü (şahitlik eder) diyor. İki fiil de aynı olabilirdi; değil.
Kendi okumam: el işleyen, ayak götüren organdır. El yapılanı söyleyebilir — o yüzden "konuşur". Ayak yalnız nerede bulunulduğuna tanıklık eder — o yüzden "şahitlik eder". Bu ayrımı bir okuma olarak veriyorum; dayanağı iki fiilin ayrı seçilmiş olmasıdır.
Bu, doğrulanabilir bir dizim verisidir ve kaydedilmelidir: organ, sahibinin savunmasına katılmıyor; başka bir muhataba ifade veriyor. Fussilet'te derilerle sahipleri arasında bir konuşma vardı (kālû li-cülûdihim); Yâsîn'de böyle bir konuşma yok.
| Yer | Şahitler |
|---|---|
| Fussilet 41/20 | Kulak · göz · deri |
| Yâsîn 36/65 | El · ayak (ağız mühürlü) |
| Nûr 24/24 | Dil · el · ayak |
Üç liste de doğrulanabilir metin verisidir. Ve Nûr'da dil şahitler arasındadır — yani Yâsîn'de mühürlenen alan, orada konuşan taraftadır.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı üç listenin farklılığıdır: listeler değişiyor, değişmeyen tek şey şahitliğin kişinin kendi bedeninden gelmesidir. Liste değişkenliği, ayetlerin bir organ dökümü vermek için değil, bir durumu tarif etmek için konulduğunu gösteriyor: delil dışarıdan getirilmiyor.
Ve bu, sûrenin on ikinci ayetiyle uyumludur: orada ve nektübü mâ kaddemû ve âsârahüm denmişti — kayıt tutuluyordu. Burada kaydın taşıyıcısı bedendir. İki ayet arasındaki bağı bir gözlem olarak veriyorum.
Ayetin kurduğu ayrım — anlatan organ ile yapan organ — gündelik hayatta karşılığı olan bir ayrımdır.
İnsanın kendisi hakkında verdiği bilgi ile davranışının verdiği bilgi çoğu zaman örtüşmez; ve bir kimse hakkındaki en güvenilir veri, çoğunlukla ne dediği değil ne yaptığıdır.
Ayet bunu bir ahlâk öğüdü olarak söylemiyor; bir sahne olarak kuruyor. Bu bağlantıyı kendi okumam olarak veriyorum ve zorlamıyorum: ayetin işi kıyamet sahnesini anlatmaktır; buradaki karşılık, sahnenin kendi mantığından çıkar.