أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ · وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ · وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Evelem yerav ennâ halaknâ lehüm mimmâ amilet eydînâ en'âmen fe-hüm lehâ mâlikûn · Ve zellelnâhâ lehüm fe-minhâ rakûbühüm ve minhâ ye'külûn · Ve lehüm fîhâ menâfiu ve meşâribu, e-felâ yeşkürûn
"Görmediler mi ki, ellerimizin yaptıklarından onlar için hayvanlar yarattık; onlara sahip oluyorlar. Onları kendilerine boyun eğdirdik: kimine binerler, kiminden yerler. Onlarda başka faydalar ve içecekler de vardır. Hâlâ şükretmezler mi?"
Bu terkip, otuz beşinci ayetteki terkiple aynı yapıdadır ve karşıt yöndedir. Tablo yukarıda 36/35 bahsinde verildi; buradan tekrarlamıyorum. Özeti şuydu:
Ve tenzih kaydı burada tekrarlanmalıdır: eydînâ gibi ifadeler Allah'a organ ya da cisim nispet edecek şekilde anlaşılamaz. Klasik tefsirlerde iki tavır nakledilir: lafzı olduğu gibi kabul edip keyfiyetini Allah'a bırakmak (tefvîz), ya da kudret ve doğrudan yapma anlamında yorumlamak (te'vîl). Ğâfir (Mü'min) 40/7'de arş bahsinde aynı kayıt konulmuştu. İkisini de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.
Ve terkibin işi kaydedilmelidir — bu, tenzih meselesinden ayrıdır: ifade, yapılan işin aracısız olduğunu bildiriyor. Otuz beşinci ayette insan emeğinin payı tartışılmıştı; burada aynı kalıpla, hayvanların insan yapımı olmadığı söyleniyor.
En'âm — neamın çoğulu: deve, sığır, koyun ve keçi cinsinden evcil hayvanlar. Ve aynı kökten نِعْمَة (nimet) gelir.
Dilciler bağı kaydeder: neam kökünün çekirdeği yumuşaklık ve rahatlıktır (nâim — yumuşak); nimet, hayatı yumuşatan şeydir. Ve Araplar bu hayvanları malın en değerlisi saydıkları için onları doğrudan bu kelimeyle anmışlardır.
Yani ayette kullanılan kelime, "nimet" ile aynı kökten geliyor — ve ayet e-felâ yeşkürûn ile bitiyor. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum.
م-ل-ك — kök: bir şey üzerinde tasarruf gücüne sahip olmak. Mülk — sahiplik ve hükümranlık; melik — hükümdar.
| Ayet | Kelime | Kimin | Kapsamı |
|---|---|---|---|
| 71 | fe-hüm lehâ mâlikûn | İnsanların | Hayvanlar — sınırlı |
| 83 | bi-yedihî melekûtü külli şey' | — | Her şey — sınırsız |
Aynı kök, sûrenin son bloğunda iki kez. Kendi okumam olarak kaydediyorum: yetmiş birinci ayet insana bir sahiplik teslim ediyor — reddetmiyor, fe-hüm lehâ mâlikûn diyor. Ama o sahipliğin nasıl kurulduğunu aynı cümlede söylüyor: halaknâ lehüm. Ve sûrenin son ayeti aynı kökü, kapsamı sınırsız hâliyle tek elde topluyor.
| Türev | Anlam |
|---|---|
| ذُلّ (züll) | Horluk, aşağılanma — olumsuz |
| ذِلّ / ذَلُول (zill / zelûl) | Uysallık, boyun eğmişlik — hayvan için; olumsuzluk taşımaz |
Ve zelûlün somut kullanımı kaydedilmelidir: dâbbetün zelûl — binilmeye alışmış, ürkmeyen, kolay yönetilen hayvan. Ve tarîkun zelûl — çokça yürünmüş, kolay yol.
Yani II. bâbdan tezlîl, hayvanın evcilleştirilmesidir: yaban hâlinden çıkıp insanla iş görebilir hâle gelmesi.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimenin ikinci dalıdır: ayet, hayvanın aşağılandığını değil, uysal kılındığını söylüyor. Ve bu, gözle görülür bir olgudur: bir devenin ya da öküzün insanla çalışması, hayvanın gücüyle açıklanamaz — güç hayvandadır, boyun eğme ayrıca verilmiştir. Delil buradan kuruluyor.
Rakûb — fa'ûl vezni. Arapçada bu vezin çoğunlukla ism-i fâil anlamındadır (sabûr — çok sabreden), ama bazı kelimelerde ism-i mef'ûl anlamına gelir. Dilciler rakûbu bu ikinci gruba koyar: er-rakûbe — binilen hayvan, binen değil.
Aynı vezinde birkaç kelime daha sayılır (halûb — sağılan hayvan gibi). Bu kaydı dilcilerin verdiği şekliyle aktarıyorum.
Ve dizim nüktesi: fe-minhâ rakûbühüm ve minhâ ye'külûn — min teb'îziyye ile iki kez: "kimine binerler, kiminden yerler." Yani bütün hayvanlar her iki iş için değil; ayet ayrımı kendisi yapıyor.
Menâfi' — menfaatin çoğulu; kök ن-ف-ع. Ve kelime kapsamı açık bırakılmış: hangi faydalar olduğu sayılmıyor. Bu, sûrenin daha önce üç kez yaptığı işin bir benzeridir (36, 42, 55).
Bağlam birinci okumayı gerektiriyor (hayvanlardan elde edilen içecek); dilciler ikisini de kaydeder.
Ve dizim: dört fayda sayılıyor — binmek, yemek, menfaatler, içecekler. İlk ikisi belirli, son ikisi kapsamı açık.
Bu soru sûrede ikinci ve son kez geliyor (birincisi 35'te). Yapı bölümünde ve 36/35 bahsinde tablolandı.
Ve iki geçişin ortak yanı doğrulanabilir: ikisi de yenilen ve içilen şeylerin ardından geliyor — biri bitkiler, öteki hayvanlar. Sûre, şükrü iki kez ve yalnız bu iki yerde soruyor.