وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ · وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
Ve mâ yenzuru hâülâi illâ sayhaten vâhıdeten mâ lehâ min fevâk · Ve kālû rabbenâ accil lenâ kıttanâ kable yevmi'l-hisâb
"Bunlar da tek bir çığlıktan başkasını beklemiyor; onun bir ara vermesi de yoktur. Ve dediler ki: 'Rabbimiz! Hesap gününden önce payımızı çabuk ver bize.'"
Kök ن-ظ-ر: bakmak; ve beklemek. İki anlam aynı kökten çıkar: bir şeye bakmak, onun gelmesini gözlemektir.
Fiil burada "beklemek" anlamındadır ve kalıp bir sınırlama içeriyor: mâ yenzuru… illâ — "…den başka bir şey beklemiyorlar."
Ve buradaki nükte şudur: onlar aslında bir şey beklemiyorlar; beklemiyor olmaları, tek bir şeyin gelmesini bekliyor olmalarıyla aynı şeye çıkıyor. Arapçada bu, ironik bir kullanımdır: bir şeyi umursamayan kişi hakkında "o ancak şunu bekliyor" demek.
Kök ص-ي-ح: yüksek ses çıkarmak, bağırmak. Sayha — bir kerelik yüksek ses. Ve kelime teklik bildiren bir sıfatla pekiştirilmiş: vâhıde.
Kāf 50/42'de aynı kelime kıyamet için kullanılmıştı (yevme yesmeûne's-sayhate bi'l-hakk) ve orada işlendi.
Dilciler fevâkı şöyle tarif eder: bir deve sağılırken, memesi ikinci kez süt toplasın diye verilen ara. Sağıcı biraz sağar, bırakır, süt insin diye bekler, sonra tekrar sağar. O bekleme aralığının adı fevâktır.
| Türev | Anlam |
|---|---|
| فَوَاق / فُوَاق | İki sağım arasındaki ara; kısa bir mühlet |
| أَفَاقَ (efâka) | Ayıldı, kendine geldi — bilinç geri döndü |
| إِفَاقَة | Ayılma, iyileşme; hastalıktan sonra kendine gelme |
| فَوْق | Üst — aynı kök, "geri gelme/yükselme" dalından |
Kökün merkezinde şu var: bir şeyin geri gelmesi, kendine dönmesi. Süt memeye geri gelir; bilinç kişiye geri gelir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı kökün dilcilerdeki tarifidir: ayet "bu çığlık çok şiddetlidir" demiyor; "arası yoktur" diyor. Yani kesilip yeniden başlamayacak, ve arada kendine gelinecek bir boşluk bırakmayacak.
Ve on beşinci ayet, üçüncü ayetle birlikte okunmalıdır: orada velâte hîne menâs — "kaçış vakti değildi" denmişti. İkisi de bir zaman yokluğunu bildiriyor: biri kaçmak için vakit olmadığını, öteki ayılmak için ara olmadığını.
Müfessirlerin bir kısmı kelimeyi "dönüş, tekrar" diye de anlamıştır — yani "geri çevrilmesi yoktur". İki okuma da aynı kökten çıkar ve birbirini dışlamaz.
قِطّ — kök ق-ط-ط. Somut anlamı: enlemesine kesmek, dilimlemek. Kıtt — kesilmiş parça; ve buradan: yazılı belge, bir kimseye ayrılan payın yazıldığı kâğıt parçası, senet.
| Görüş | Kıtt ne demek | Anlam |
|---|---|---|
| Amel defteri / yazılı belge | Kişiye ait kaydın yazıldığı sayfa | "Defterimizi hemen ver, hesap gününü beklemeyelim" — alaycı bir istek |
| Pay, hisse | Kişiye ayrılan nasip | "Payımıza düşen azabı hemen ver" — meydan okuma |
| Ödül/mükâfat | Verilecek karşılık | Aynı kökün "verilen belge" anlamından |
عَجِّل — kök ع-ج-ل: acele etmek. II. bâb: bir şeyi öne almak, çabuklaştırmak. Fiilin dua kalıbında olması kaydedilmelidir: rabbenâ diye seslenip accil diyorlar. Yani bir dua biçiminde alay kuruluyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, inkârın bir aşamasını gösteriyor. Karşı taraf artık tartışmıyor — istihza ediyor. Ve istihza, dört ile sekizinci ayetler arasındaki itirazların vardığı yerdir: şaşkınlık (4), ima (6), "duymadık" (7), şüphe (8), ve nihayet alay (16).
Ve bu tavrın Kur'an'da başka örnekleri vardır: "Eğer bu senin katından gelen gerçekse üzerimize gökten taş yağdır" (Enfâl 8/32). Aynı yapı: bir tehdidi ciddiye almadığını göstermek için onun gerçekleşmesini istemek.
Bu kök sûrede dört kez geçecek: tamlama halinde 16, 26, 53; ve 39'da bi-ğayri hisâb. Ve dağılımı kaydedilmeye değer:
| Ayet | İfade | Kim için |
|---|---|---|
| 16 | kable yevmi'l-hisâb | Alay edenler — günü öne almak istiyorlar |
| 26 | bimâ nesû yevme'l-hisâb | Sapanlar — günü unutmuşlar |
| 39 | fe'mnün ev emsik bi-ğayri hisâb | Süleymân — hesapsız veriş yetkisi |
| 53 | hâzâ mâ tûadûne li-yevmi'l-hisâb | Muttakîler — gün vaadin adresi |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: aynı kelime dört ayrı işte kullanılıyor — acele edilen, unutulan, kaldırılan ve beklenen. Ve otuz dokuzuncu ayetteki bi-ğayri hisâb ("hesapsız") tamlaması, kelimenin sûre içindeki tek olumlu kullanımıdır.