وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَٰنَ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
Kendi okumam olarak kaydediyorum: dokuzuncu ayette karşı taraf "rahmet hazineleri sizde mi?" sorusuyla karşılanmıştı. Otuzuncu ayet, o hazineden bir şeyin fiilen verildiğini gösteriyor. Ve verilen şey, bir insanın kendi çabasıyla elde edemeyeceği türden bir şeydir. Bu, kelimenin "karşılıksız verme" anlamına uygundur.
نِعْمَ — Arapçada fiil-i medihtir: övgü bildiren, çekimi olmayan bir fiil. Karşıtı bi'sedir (yergi).
Mürselât 77/23'te bu kalıp işlendi ve orada bu ayet anıldı: "Ve 'O ne güzel kuldu' (Sâd 38/30, 44) — ni'me'l-abd." Oraya dayanıyorum.
| Ayet | Kalıp | Kim/ne |
|---|---|---|
| 30 | ni'me'l-abd | Süleymân |
| 44 | ni'me'l-abd | Eyyûb |
| 56 | fe-bi'se'l-mihâd | Cehennem — "ne kötü yatak" |
| 60 | fe-bi'se'l-karâr | "Ne kötü durak" |
Bu, doğrulanabilir bir yerleşimdir ve kendi okumam olarak kaydediyorum: aynı dilbilgisi kalıbı, sûrenin iki yarısında zıt yönlerde çalışıyor. Peygamber bölümünde iki övgü, ateş bölümünde iki yergi.
Ve övgünün konusu kaydedilmelidir: el-abd — kul. Mülk değil, hikmet değil, rüzgâr değil. Süleymân'a verilenlerin listesi altı ayet sonra gelecek; övgü ise verilenlerden önce ve tek kelime üzerine kuruluyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre üç peygamberi üç ayrı şeyle tanıtıyor — Dâvûd güç ve hüküm, Süleymân mülk ve saltanat, Eyyûb dert ve sabır. Ama üçünü de aynı cümleyle bitiriyor. Farklı olan verilenler, ortak olan dönüş.