قُلْ إِنِّىٓ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱللَّهَ مُخْلِصًا لَّهُ ٱلدِّينَ · … فَٱعْبُدُوا۟ مَا شِئْتُم مِّن دُونِهِۦ
"De ki: 'Bana, dini yalnız O'na hâlis kılarak Allah'a kulluk etmem emredildi'… Siz de O'ndan başka dilediğinize kulluk edin!"
Beş ayette dört kez kul (de ki) emri geliyor. Ve söylenenler bir dizi kuruyor: emredildim (11), ilk teslim olan olmam emredildi (12), korkuyorum (13), ben O'na kulluk ederim (14).
Bu cümle emir kipindedir ama emir değildir. Arapçada bu kullanıma tehdit ve terk etme (tehdîd, tahliye) denir: karşı tarafı kendi seçimiyle baş başa bırakmak.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bir sonraki cümledir: kul inne'l-hâsirîne'llezîne hasirû enfüsehüm ve ehlîhim yevme'l-kıyâme. Yani serbest bırakma, sonucun bildirilmesiyle birlikte geliyor.
Fussilet 41/5'te karşı taraf aynı şeyi söylemişti: fa'mel innenâ âmilûn — "sen çalış, biz çalışıyoruz." Aynı ayrışma cümlesi, orada karşı taraftan, burada bu taraftan. Ve sûrenin 39. ayetinde bir kez daha gelecek: ya kavmi'melû alâ mekânetiküm innî âmil.
لَهُم مِّن فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِّنَ ٱلنَّارِ وَمِن تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ — "üstlerinde ateşten gölgelikler, altlarında da gölgelikler."
Zulel (gölgelikler) kelimesinin ateş için kullanılması, Vâkıa 56/43'te işlenen zıllin min yahmûm (kara dumandan gölge) ile aynı işi yapıyor: rahmet kelimesinin içi boşaltılıyor. Oraya dayanıyorum.