أَفَمَن شَرَحَ ٱللَّهُ صَدْرَهُۥ لِلْإِسْلَٰمِ فَهُوَ عَلَىٰ نُورٍ مِّن رَّبِّهِۦ … ٱللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ ٱلْحَدِيثِ كِتَٰبًا مُّتَشَٰبِهًا مَّثَانِىَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَىٰ ذِكْرِ ٱللَّهِ
"Allah'ın, göğsünü İslâm'a açtığı kimse… Allah sözün en güzelini, birbirine benzeyen ve ikişerli bir kitap hâlinde indirdi. Rablerinden korkanların derileri ondan ürperir; sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine yumuşar."
ش-ر-ح kökü: yarıp açmak, genişletmek. Kök İnşirâh'de sûre adı vesilesiyle çözümlendi (elem neşrah leke sadrek). Tekrarlamıyorum.
Karşısına konan şey kaydedilmeye değer: fe-veylün li'l-kāsiyeti kulûbühüm min zikrillâh — kalpleri katılaşmış olanlar.
Kitap için hadîs (söz) kelimesinin kullanılması kaydedilmelidir. Câsiye 45/6'da (fe-bi-eyyi hadîsin ba'dallâhi ve âyâtihî yü'minûn) ve Vâkıa 56/81'de (e-fe-bi-hâze'l-hadîsi entüm müdhinûn) aynı kelime işlendi. Üç yerde de kitap "söz" olarak anılıyor — ve burada bir üstünlük sıfatı alıyor: ahsenü'l-hadîs.
مُتَشَابِه — kök ش-ب-ه: benzemek. Buradaki kullanımı, Bakara'de işlenen muhkem/müteşâbih ayrımından farklıdır: orada anlamı kapalı olan âyetler kastediliyordu, burada kitabın tamamı bu sıfatla anılıyor. Dilciler buradaki anlamı "parçaları birbirini tutan, üslûbu ve muhtevası tutarlı" diye verir.
مَثَانِى — kök ث-ن-ي: katlamak, ikilemek, tekrarlamak. Kelimenin buradaki karşılığı üzerinde ihtilaf vardır:
| Okuma | Mesânî ne |
|---|---|
| 1 | Tekrarlanan — kıssaların, hükümlerin, uyarıların yinelenmesi |
| 2 | İkişerli — cennet-cehennem, müjde-uyarı gibi çiftler hâlinde gelmesi |
| 3 | Katlanan — bölüm bölüm, birbiri üzerine gelen |
Üçü de nakledilir; tercih dayatmıyorum. İkinci okuma bu sûrenin yapısıyla uyumludur — sûre baştan sona ikilerle kuruludur ve bunu yapı bölümünde tablolamıştım. Bunu bir karine olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.
ق-ش-ع-ر — dört harfli kök; derinin ürpermesi, tüylerin diken diken olması. Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer.
İki aşamanın sırası ve kapsamı kaydedilmeye değer, kendi okumam olarak veriyorum: ilk tepki yalnız deridedir ve bir irkilmedir. İkinci aşamada kalp de katılıyor ve hareket yön kazanıyor: ilâ zikrillâh.
Yani metin önce bedeni etkiliyor, sonra yön veriyor. Ve bu, yirmi ikinci ayetteki kāsiye (katılaşmış) sıfatının tam karşıtıdır: katılaşan kalp ile yumuşayan kalp, aynı bölümde karşı karşıya konuyor.