أَفَمَن يَتَّقِى بِوَجْهِهِۦ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ … قُرْءَانًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِى عِوَجٍ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
"Kıyamet günü, azabın kötüsünden yüzüyle korunmaya çalışan kimse… Bu, eğriliği olmayan Arapça bir Kur'an'dır."
و-ق-ي kökü — takvâ ile aynı kök: korunmak, siper edinmek. Ve elleri bağlı olan biri, önüne gelen şeye karşı ancak yüzünü çevirebilir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, korunma fiilini korunacak şeyin en korunmasız organıyla birleştirerek çaresizliği tarif ediyor. Ve kökün takvâ ile aynı olması, cümleyi ikinci bir katmana taşıyor: dünyada takvâ ile korunmayan, orada yüzüyle korunmaya çalışıyor.
ع-و-ج kökü: eğrilik, çarpıklık. Ivec, gözle görülmeyen eğrilik için; avec, görülen eğrilik için kullanılır — dilciler bu ayrımı kaydeder.
Bunu dilcilerin kaydettiği şekliyle aktarıyorum ve şunu kendi okumam olarak ekliyorum: metin için "eğri değil" demek yeterliyken, görünmeyen eğriliği nefyeden kelimenin seçilmesi, iddiayı bir kat daha ileri götürüyor.
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِى هَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ مِن كُلِّ مَثَلٍ — "insanlar için bu Kur'an'da her türden örnek verdik."
Ve bir sonraki ayette (29) o örneklerden biri gelecek: iki köle temsili. Yani cümle, kendisinden sonra geleni haber veriyor.