قَدْ قَالَهَا ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
"Bu sözü, onlardan öncekiler de söylemişti; ama kazandıkları şeyler kendilerine bir yarar sağlamadı."
قَدْ قَالَهَا — "onu söylemişlerdi". Zamir, kırk dokuzuncu ayetteki cümleye gidiyor: innemâ ûtîtühû alâ ilm — "bu bana bilgimle verildi."
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûre, iddiayı çürütmek için delil getirmiyor — aynı iddiayı söyleyenlerin sonucunu gösteriyor. Ahkāf 46/27'de aynı yöntem işlendi: mâ havleküm mine'l-kurâ — çevrenizdeki harabeler.
أَوَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ — bast (yayıp genişletmek) ve kadr (ölçüyle vermek).
İki fiil bir arada kaydedilmelidir: verilen şeyin çokluğu da azlığı da aynı cümlede aynı iradeye bağlanıyor. Yani ne bolluk liyakat delili, ne darlık gözden düşme delilidir — ve bu, 49. ayetteki iddianın (bilgimle kazandım) doğrudan cevabıdır.