وَسِيقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ جَهَنَّمَ زُمَرًا … وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ إِلَى ٱلْجَنَّةِ زُمَرًا
"İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sürülür… Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da bölük bölük cennete sevk edilir."
ز-م-ر kökü — dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Zümre: bir arada hareket eden topluluk, bölük. Dilciler kökün "ses" anlamıyla (zemr — üflemeli çalgı sesi) ilişkisini kaydeder ve bağı, topluluğun uğultusu üzerinden kurar. Bunu dilcilerin kurduğu bir ilişki olarak aktarıyorum.
Kelimenin iki grup için de kullanılması kaydedilmelidir: aynı kelime, aynı fiil (sîka — sevk edildi), iki zıt yön. Sûre, ayrımı içeriğe değil yöne bağlıyor.
| Grup | Kapılara varış |
|---|---|
| Cehennem (71) | Hattâ izâ câûhâ fütihat ebvâbühâ |
| Cennet (73) | Hattâ izâ câûhâ ve fütihat ebvâbühâ |
| İzah | Ne diyor |
|---|---|
| 1 | Vâv, cümlenin cevabını gizler — anlatılamayacak bir sevincin ifadesi; cevap söylenmeden bırakılmıştır |
| 2 | Cennetin kapıları önceden açıktır — geldiklerinde açılmaz, açılmış olarak bulunur |
| 3 | Vâv burada bir üslûp özelliğidir ve fazladan anlam yüklenmemelidir |
Üç izah da nakledilir; tercih dayatmıyorum. Ama farkın metinde bulunduğu kesindir ve doğrulanabilir.
Ve içerikte de bir fark var: cehennem sahnesinde bekçiler soru soruyor (elem ye'tiküm rusülün minküm), cennet sahnesinde bekçiler selâm veriyor (selâmün aleyküm tıbtüm fedhulûhâ hâlidîn).
Vâkıa 56/25-26 ve 56/91'de selâmın karşılık olarak verilmesi işlendi; oraya dayanıyorum: iyi tarafta söylenen son söz yine selâmdır.
وَتَرَى ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ حَآفِّينَ مِنْ حَوْلِ ٱلْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْحَقِّ وَقِيلَ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: yetmiş beş ayet boyunca ihlâs, ayrışma, iki grup ve hesap anlatıldıktan sonra, son cümle bir hüküm değil bir hamd cümlesidir — ve söyleyeni adlandırılmamıştır.