وَأَشْرَقَتِ ٱلْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ ٱلْكِتَٰبُ وَجِا۟ىٓءَ بِٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ · وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ
"Yer, Rabbinin nuruyla aydınlandı; kitap konuldu; peygamberler ve şahitler getirildi; aralarında hak ile hüküm verildi ve onlara haksızlık edilmedi. Herkese yaptığının karşılığı tam olarak ödendi."
Ayette art arda beş fiil geliyor ve aşrakat dışında hepsi meçhuldür: vudıa (konuldu), cîe (getirildi), kudıye (hüküm verildi), vüffiyet (tam ödendi).
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: fâil hiçbirinde adlandırılmıyor. Sahne, işi yapanı göstermeden yalnız olan bitenle kuruluyor — ve bu, mahkeme salonunun kendisini anlatan bir anlatım biçimidir.
وَأَشْرَقَتِ ٱلْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا — ش-ر-ق kökü: doğmak, ışığın yayılması (şark, işrâk aynı kökten).
STYLE gereği bir kayıt: bu ifade, Allah'a cismanî bir ışık nispet edecek şekilde anlaşılamaz. Klasik tefsirlerde nûr kelimesinin burada adaletin ya da hükmün açığa çıkması anlamında yorumlandığı nakledilir; lafzı olduğu gibi kabul edip keyfiyetini bırakma tavrı da nakledilir. İkisini de aktarıyorum, tercih dayatmıyorum.
وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ — tevfiye: eksiksiz ödemek. Kök و-ف-ي — kırk ikinci ayetteki yeteveffe'l-enfüs (canları tam olarak almak) ile aynı kök.
| Ayet | Fiil | Ne alınıyor / veriliyor |
|---|---|---|
| 42 | Yeteveffâ | Canlar — eksiksiz alınıyor |
| 70 | Vüffiyet | Karşılık — eksiksiz veriliyor |
Aynı kök, iki uçta: alınan ve verilen. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve onuncu ayetteki yüveffe's-sâbirûne ecrahüm ile birlikte üç geçiş eder.