وَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُۥ مُنِيبًا إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُۥ نِعْمَةً مِّنْهُ نَسِىَ مَا كَانَ يَدْعُوٓا۟ إِلَيْهِ مِن قَبْلُ · أَمَّنْ هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ سَاجِدًا وَقَآئِمًا … قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
"İnsana bir zarar dokunduğunda, yönelerek Rabbine dua eder. Sonra ona kendinden bir nimet verdiğinde, önceden dua ettiğini unutur… Yoksa gece saatlerinde secde ederek ve ayakta durarak kulluk eden… De ki: hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"
Sûre burada iki insanı yan yana koyuyor ve Fussilet 41/49-51'de işlenen portrenin aynısı birinci sırada duruyor:
| Yer | Portre |
|---|---|
| Fussilet 41/49-51 | Hayır isterken usanmaz; kötülük dokununca umutsuz; nimet verilince yan çizer |
| Zümer 39/8 | Zarar dokununca yönelerek dua eder; nimet verilince unutur |
خَوَّلَهُ — kök خ-و-ل: birine bir şeyi bakması ve kullanması için vermek. Dilciler kelimenin "emanet olarak, sorumluluğuyla birlikte verilen" anlamını kaydeder. Kelime seçimi kaydedilmeye değer: verilen şey mülk olarak değil, bakılacak bir şey olarak anılıyor.
قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيْل — kānit: kök ق-ن-ت, huşû içinde ve sürekli olarak itaat hâlinde durmak. Ânâ' — gece saatleri.
Sorunun yeri kaydedilmelidir: bilme ile bilmeme karşıtlığı, ibadet tarifinin hemen ardından geliyor. Câsiye'nin bütün ekseninin bu karşıtlık olduğunu orada tablolamıştım; burada aynı karşıtlık amelle birleştiriliyor.