والذين آمنوا وعملوا الصالحات سندخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار … · ليس بأمانيكم ولا أماني أهل الكتاب من يعمل سوءا يجز به ولا يجد له من دون الله وليا ولا نصيرا · ومن يعمل من الصالحات من ذكر أو أنثى وهو مؤمن فأولئك يدخلون الجنة ولا يظلمون نقيرا · ومن أحسن دينا ممن أسلم وجهه لله وهو محسن واتبع ملة إبراهيم حنيفا واتخذ الله إبراهيم خليلا
Vellezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti se-nüdhılühüm cennâtin tecrî min tahtihe'l-enhâr … · Leyse bi-emâniyyiküm ve lâ emâniyyi ehli'l-kitâb, men ya'mel sûen yücze bihî ve lâ yecid lehû min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ · Ve men ya'mel mine's-sâlihâti min zekerin ev ünsâ ve hüve mü'minun fe-ülâike yedhulûne'l-cennete ve lâ yuzlemûne nakīrâ · Ve men ahsenü dînen mimmen esleme vechehû lillâhi ve hüve muhsinun vettebea millete İbrâhîme hanîfâ, vettehazallâhu İbrâhîme halîlâ
"İman edip sâlih ameller işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız… İş ne sizin kuruntularınızla, ne de kitap ehlinin kuruntularıyla olur. Kim bir kötülük yaparsa karşılığını görür ve kendisine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı bulamaz. Erkek olsun kadın olsun, kim mü'min olarak sâlih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğramazlar. Yüzünü Allah'a teslim eden, iyilik yapan ve hanîf olarak İbrâhim'in yoluna uyan kimseden daha güzel dinli kim vardır? Allah İbrâhim'i dost edinmiştir."
Bu cümle, STYLE'ın "bir gruba toptan hüküm kurulmaz" kuralının metinden gelen en açık dayanaklarından biridir ve ayrıca kaydedilmelidir.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı cümlenin iki kez kurulmasıdır: ayet, bir aidiyetin kendi başına bir karşılık üretmediğini söylüyor — ve bunu, hitap ettiği topluluğu da içine alarak söylüyor.
Aynı ölçü Bakara 2/62'de işlendi ve orada bölümün başlığı şuydu: "Etiket kurtarmaz." Oraya dayanıyorum.
Ve ayetin devamı ölçüyü fiile bağlıyor: men ya'mel sûen yücze bih — "kim bir kötülük yaparsa karşılığını görür." Ölçü, ad değil fiildir.
Yüz yirmi dördüncü ayet, karşılığı iki tarafa da açıkça bağlıyor: min zekerin ev ünsâ ve hüve mü'min.
| Ayet | Simetrinin konusu | Lafız |
|---|---|---|
| 7 | Miras | Li'r-ricâli nasîb … ve li'n-nisâi nasîb |
| 32 | Kazanç | Mimme'ktesebû … mimme'ktesebne |
| 124 | Amelin karşılığı | Min zekerin ev ünsâ |
Üç ayette de aynı yapı: bir hak ya da karşılık sayılırken iki taraf ayrı ayrı anılıyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür ve geriye bakış bölümünde tekrar tablolanacak.
Nakīr — hurma çekirdeğinin sırtındaki küçük çukur. Ve kelime, sûredeki üçüncü "en küçük ölçü" kelimesidir:
| Ayet | Kelime | Ne |
|---|---|---|
| 40 | Miskāle zerra | En küçük ağırlık |
| 77 | Fetîl | Çekirdek yarığındaki iplik |
| 124 | Nakīr | Çekirdek sırtındaki çukur |
Üç ayette üç ayrı küçük ölçü ve üçü de haksızlığın yokluğunu bildiriyor. Bu, sayılabilir bir olgudur.
خ-ل-ل kökü: bir şeyin arasındaki boşluk, aralık. Hilâl — aralık; halel — boşluk, eksiklik. Ve halîl — dilcilerin kaydettiğine göre, dostluğu kişinin iç aralıklarına işlemiş olan dost.
Kelimenin bu somut anlamı kaydedilmeye değer: dostluk, boşlukları dolduran bir şey olarak resmediliyor.
Ve hanîf kelimesi kaydedilmelidir: ح-ن-ف kökü — bir yöne meyletmek, eğilmek. Kök Rûm 30/30'da ve Bakara'de işlendi. Oraya dayanıyorum.