وإن امرأة خافت من بعلها نشوزا أو إعراضا فلا جناح عليهما أن يصلحا بينهما صلحا والصلح خير وأحضرت الأنفس الشح … · ولن تستطيعوا أن تعدلوا بين النساء ولو حرصتم فلا تميلوا كل الميل فتذروها كالمعلقة وإن تصلحوا وتتقوا فإن الله كان غفورا رحيما · وإن يتفرقا يغن الله كلا من سعته
Ve ini'mraetün hâfet min ba'lihâ nüşûzen ev i'râdan fe-lâ cünâha aleyhimâ en yuslihâ beynehümâ sulhâ, ve's-sulhu hayr, ve uhdıratı'l-enfüsü'ş-şuhh … · Ve len testetîû en ta'dilû beyne'n-nisâi ve lev harastüm, fe-lâ temîlû külle'l-meyli fe-tezerûhâ ke'l-muallaka, ve in tuslihû ve tettekū fe-innallâhe kâne ğafûran rahîmâ · Ve in yeteferrakā yuğnillâhu küllen min seatih
"Bir kadın kocasının nüşûzundan ya da yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarını bir sulh ile düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Ve sulh daha hayırlıdır. Nefisler cimriliğe hazırdır… Ne kadar isteseniz de kadınlar arasında adaleti tam gerçekleştiremezsiniz. Öyleyse bütünüyle bir tarafa meyledip ötekini askıda bırakmayın. Düzeltir ve sakınırsanız, Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Ayrılırlarsa, Allah her birini kendi genişliğinden zengin kılar."
Bu ayet, otuz dördüncü ayetle aynı kökü kullanıyor ve simetri otuz dört-otuz beşinci ayetler bahsinde tablolanmıştı. Oraya dayanıyorum ve tabloyu tekrarlamıyorum.
| Ne | Lafız | Otuz dördüncü ayette |
|---|---|---|
| İkinci bir kelime | Nüşûzen ev i'râdâ | Yok — yalnız nüşûz |
| Endişe edenin kendisi | İmraetün hâfet — kadının kendisi | Tehâfûne — muhataplar |
İ'râd — kök ع-ر-ض: yana dönmek, yüz çevirmek. Kök Ahzâb 33/72'de işlendi ve orada kaydedilmişti: "İ'râd — yüz çevirme (yana dönmek)." Oraya dayanıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin lafzıdır: yüz yirmi sekizinci ayet, otuz dördüncü ayetteki kelimeye bir ikincisini ekliyor ve durumu iki kalemde tarif ediyor.
ص-ل-ح kökü bu sûrede dört kez bir çözüm olarak geçiyor ve tablo yüz on dördüncü ayet bahsinde verildi. Oraya dayanıyorum.
Arapçada isim cümlesi süreklilik ve sabitlik bildirir; fiil cümlesi oluş bildirir. Cümlenin isim cümlesi olarak kurulması, bir durum tespiti değil, bir ilke bildirdiğini gösterir.
Ve cümlenin sûredeki yeri kaydedilmelidir: yirmi beşinci ayet bahsinde tablolanan üçlünün ikinci satırıdır (ve en tasbirû hayrun leküm — ve's-sulhu hayr — in tübdû hayran ev tuhfûhü ev ta'fû an sûin). Oraya dayanıyorum.
ش-ح-ح kökü: cimrilik; ve dilcilerin kaydettiği ayrım şudur — buhl elinde olanı vermemek, şuhh ise buna bir de hırs eklenmiş hâlidir.
Ve fiilin kalıbı kaydedilmelidir: uhdırat — edilgen, IV. bâb. Yani cümle "nefisler cimridir" demiyor; "cimrilik nefislerin yanına getirilmiştir" diyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı fiilin edilgen kalıbıdır: cümle bir suçlama değil, bir tespit kuruyor — ve tespit, sulh çağrısının hemen ardında duruyor.
Bu karşılaştırma üçüncü ayet bahsinde "Yedi: 4/3 ile 4/129 birlikte" başlığı altında tablolanmıştı. Oraya dayanıyorum ve tabloyu burada tekrarlamıyorum.
| 4/3 | 4/129 | |
|---|---|---|
| Cümle | Fe-in hıftüm ellâ ta'dilû fe-vâhide | Ve len testetîû en ta'dilû beyne'n-nisâi ve lev harastüm |
| Kip | Şart | Len — gelecek zamanın en kuvvetli olumsuzu |
| Ek kayıt | — | Ve lev haraştüm — ne kadar istekli olsanız da |
| Sonuç | Fe-vâhide | Fe-lâ temîlû külle'l-meyl |
Üçüncü ayet bahsinde bu iki ayetin nasıl bağdaştırılacağı üzerine üç yönelim (a, b, c) tablo hâlinde verilmişti ve hiçbiri tercih edilmemişti. O kayıt burada da geçerlidir.
Ve dizim kaydedilmelidir: yasaklanan şey meyil değil, bütünüyle meyildir. Külle'l-meyl — mef'ûl-i mutlak; "meylin tamamı".
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet, insandan yapamayacağı şeyi istemiyor; yapabileceği bir sınır koyuyor.
Ve م-ي-ل kökü sûrede ikinci kez geçiyor. Yirmi yedinci ayette meylen azîmâ vardı ve orada tablolandı (27 ve 129). Oraya dayanıyorum.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimenin kalıbıdır: ayet, ne evli ne ayrılmış olma durumunu tek kelimeyle adlandırıyor. Ve bunun bir zarar olduğunu, kelimeyi bir yasağın gerekçesi yaparak söylüyor.
| Ayet | Kelime | Neyin genişliği |
|---|---|---|
| 97 | Vâsia | Yerin |
| 100 | Sea | Hicret edenin bulacağı |
| 130 | Min seatih | Ayrılan iki tarafa verilecek |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yukarıdaki tablodur: sûre, sıkışan kişiye üç ayrı bağlamda aynı kelimeyle bir genişlik gösteriyor — yurt, yol ve geçim.
Bir. Yüz yirmi sekizinci ayet, anlaşmazlığı kadının kendi endişesiyle başlatıyor: imraetün hâfet. Ve çözümü bir yaptırıma değil, iki tarafın anlaşmasına bağlıyor.
İki. Uhdıratı'l-enfüsü'ş-şuhh cümlesi, anlaşmanın önündeki engeli taraflardan birine yüklemiyor; çoğul kullanıyor: el-enfüs.
Üç. Ke'l-muallaka kelimesi, bir ilişkinin belirsiz bırakılmasını açıkça bir zarar sayıyor. Ayet, ne sürdürmeyi ne bitirmeyi seçen bir hâli, tek başına bir mesele olarak adlandırıyor.