فبظلم من الذين هادوا حرمنا عليهم طيبات أحلت لهم وبصدهم عن سبيل الله كثيرا · وأخذهم الربا وقد نهوا عنه وأكلهم أموال الناس بالباطل … · لكن الراسخون في العلم منهم والمؤمنون يؤمنون بما أنزل إليك وما أنزل من قبلك والمقيمين الصلاة والمؤتون الزكاة والمؤمنون بالله واليوم الآخر أولئك سنؤتيهم أجرا عظيما
Fe-bi-zulmin mine'llezîne hâdû harramnâ aleyhim tayyibâtin uhıllet lehüm ve bi-saddihim an sebîlillâhi kesîrâ · Ve ahzihimü'r-ribâ ve kad nühû anhü ve eklihim emvâle'n-nâsi bi'l-bâtıl … · Lâkini'r-râsihûne fi'l-ılmi minhüm ve'l-mü'minûne yü'minûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile min kablik, ve'l-mukīmîne's-salâte ve'l-mü'tûne'z-zekâte ve'l-mü'minûne billâhi ve'l-yevmi'l-âhır, ülâike se-nü'tîhim ecran azîmâ
"Yahudileşenlerin haksızlığı ve birçoklarını Allah yolundan alıkoymaları yüzünden, kendilerine helâl kılınmış temiz şeyleri onlara haram kıldık. Yasaklandığı hâlde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yollarla yemeleri yüzünden de… Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret gününe inananlar — işte onlara büyük bir karşılık vereceğiz."
Yüz altmış-yüz altmış birinci ayetler de bir sebep listesi kuruyor ve her kalem yine bi- edatıyla geliyor:
| Sıra | Lafız | Fiil |
|---|---|---|
| 1 | Bi-zulmin | Haksızlık |
| 2 | Ve bi-saddihim an sebîlillâhi kesîrâ | Alıkoymak |
| 3 | Ve ahzihimü'r-ribâ ve kad nühû anh | Yasaklanmış olanı almak |
| 4 | Ve eklihim emvâle'n-nâsi bi'l-bâtıl | Haksız yolla mal yemek |
| Ayet | Lafız | Kime söyleniyor |
|---|---|---|
| 29 | Lâ te'külû emvâleküm beyneküm bi'l-bâtıl | Muhataplara — yasak |
| 161 | Ve eklihim emvâle'n-nâsi bi'l-bâtıl | Anlatılan kesime — sebep |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin ortak lafzıdır: sûre, bir kesim hakkında sebep olarak saydığı fiili, kendi muhataplarına da yasaklamıştı. Yani ölçü iki tarafa da aynıdır — bu, STYLE'ın toptan hüküm kurmama kuralının metinden gelen bir dayanağıdır.
Râsih — kök ر-س-خ: sağlamca yerleşmek, kök salmak. Kelimenin resmi, bir şeyin yerinden oynamayacak kadar oturmasıdır.
Bunu ayrıca öne çıkarıyorum, çünkü STYLE'ın vasıf kuralı burada metnin kendisi tarafından kurulmaktadır.
Cümlede sıralanan öğeler merfû'dur (er-râsihûn, el-mü'minûn, el-mü'tûn, el-mü'minûn), ama bir öğe mansûb gelir: el-mukīmîne's-salâte.
| İzah | Nasıl |
|---|---|
| A | İhtisas / medih üslûbudur: bir öğe, övgü için cümlenin akışından ayrılıp mansûb kılınır. Arapçada bilinen bir kullanımdır |
| B | Kelime, önceki bir öğeye atfedilmiştir ve i'râbını oradan alır |
Ve metin verisi olarak kaydedilmesi gereken şudur: cümlede sayılan beş öğeden yalnız biri bu farkı taşır, ve o öğe namazdır. Bu, sayılabilir bir olgudur.