وَإِذْ يَتَحَآجُّونَ فِى ٱلنَّارِ فَيَقُولُ ٱلضُّعَفَٰٓؤُا۟ لِلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِّنَ ٱلنَّارِ
"Ateşte birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar büyüklenenlere: 'Biz size uymuştuk; ateşin bir kısmını bizden savabilir misiniz?' derler."
Fiil yetehâccûn — kök ح-ج-ج, VI. bâb: karşılıklı delil getirmek, birbirine karşı hüccet ileri sürmek. Kök Câsiye 45/25'te (mâ kâne huccetehüm) işlendi.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sûrenin omurgasıdır: sûre boyunca cidâl kınanmıştı. Ateşte de yapılan iş yine tartışmadır — ama bu kez taraflar değişmiştir: karşı karşıya gelenler, birbirine uyanlardır.
Ve tartışma bir sonuç vermiyor: kāle'llezîne'stekberû innâ küllün fîhâ — "hepimiz onun içindeyiz." Yani cevap, itirazı çözmüyor; sadece durumu bildiriyor.
Üçüncü bir aşama daha var (49-50): ateştekiler bu kez cehennem bekçilerine dönüyor ve azabın hafifletilmesini istiyorlar. Cevap yine soru biçiminde geliyor: evelem tekü te'tîküm rusülüküm bi'l-beyyinât — "peygamberleriniz size apaçık delillerle gelmemiş miydi?"
| Kim kime | Ne istiyor | Cevap |
|---|---|---|
| Zayıflar → büyüklenenler | Yükü paylaşmak | "Hepimiz içindeyiz" |
| Hepsi → bekçiler | Hafifletme | "Delil gelmemiş miydi?" |
| Bekçiler → hepsi | — | Fed'û ve mâ duâü'l-kâfirîne illâ fî dalâl |