لَخَلْقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
"Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından elbette daha büyüktür; fakat insanların çoğu bilmez."
Ayet bir karşılaştırma kuruyor ve karşılaştırmanın işi, dirilişe delil getirmektir: büyük olanı yapan, küçük olanı yapamaz mı?
Ahkāf 46/33'te aynı delil aynı yapıyla kurulmuştu (evelem yerav ennallâhe'llezî halaka's-semâvâti ve'l-arda ve lem ya'ye bi-halkıhinne bi-kādirin alâ en yuhyiye'l-mevtâ). Oraya dayanıyorum.
Buradaki fark kaydedilmelidir: Ahkāf'ta cümle soru biçimindeydi, burada haber. Ve sonuna bir kayıt ekleniyor: ve lâkinne eksera'n-nâsi lâ ya'lemûn — çoğu bilmez.
وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَلَا ٱلْمُسِىٓءُ — "kör ile gören bir olmaz…"
Câsiye 45/21'de aynı eşitsizlik başka kelimelerle kurulmuştu (em hasibe'llezîne'cterahü's-seyyiât en nec'alehüm ke'llezîne âmenû). İki sûre aynı reddi iki ayrı benzetmeyle yapıyor: biri hayat-ölüm eşitliği, öteki görme-görmeme.