فَإِن يَصْبِرُوا۟ فَٱلنَّارُ مَثْوًى لَّهُمْ وَإِن يَسْتَعْتِبُوا۟ فَمَا هُم مِّنَ ٱلْمُعْتَبِينَ
"Sabretseler de ateş onların konağıdır; hoşnutluk kazanmak isteseler de kendilerine bu fırsat verilmez."
يَسْتَعْتِبُوا۟ — kök ع-ت-ب. Dilcilerin verdiği çekirdek: kızgınlığı gidermek için özür dilemek, karşı tarafı razı etmeye çalışmak. İ'tâb — özrü kabul edip razı olmak; istî'tâb — o kabulü istemek.
Kelimenin somut dalı da kaydedilir: ateb, kapı eşiği ve merdiven basamağı. Dilciler bağı, "araya konan engelin kaldırılması" resmiyle açıklar. Bu ilişkiyi dilcilerin kurduğu şekliyle aktarıyorum.
مَثْوًى — kök ث-و-ي: bir yerde kalmak, ikamet etmek. Kelime "konak, kalınan yer" demektir — geçici bir uğrak değil.
Ayetin kuruluşu iki ihtimali de kapatıyor: dayanmak da (yasbirû) özür dilemek de (yesta'tibû). Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûrenin bu bloğu, sorumluluğun ertelenemeyeceğini iki yönlü bir cümleyle bildiriyor — ne katlanarak ne geri dönerek.