قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَٱسْتَقِيمُوٓا۟ إِلَيْهِ وَٱسْتَغْفِرُوهُ
"De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım; bana, ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin."
Beşinci ayette karşı taraf araya perde koymuştu: ve min beyninâ ve beynike hicâb — "seninle bizim aramızda bir perde var."
Altıncı ayet buna cevap veriyor ve cevabın kelimesi beşer: innemâ ene beşerun mislüküm — "ben de sizin gibi bir insanım."
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin arka arkaya gelmesidir: karşı taraf aradaki mesafeyi gerekçe yapmıştı; cevap, mesafenin taraflar arasında olmadığını söylüyor. Fark, insanla insan arasında değil — gelen bilgide. Yûhâ ileyye (bana vahyediliyor) cümlesi meçhuldür: fiil ona ait değil.
فَٱسْتَقِيمُوٓا۟ إِلَيْهِ — istikāmet kökü ق-و-م; kelimenin tahlili Bakara 2/255'te ve bu dizinde Ahkāf 46/13'te yapıldı.
Bu ifadenin Mekke döneminde inen bir sûrede geçmesi sebebiyle klasik tefsirlerde iki okuma nakledilir:
| Okuma | Zekât ne |
|---|---|
| 1 | Malî yükümlülük — sonradan ayrıntılandırılan zekât |
| 2 | Arınma — kökün (ز-ك-و: temizlenmek, artmak) asıl anlamıyla |
أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ — "kesintisiz bir karşılık". م-ن-ن kökü: kesmek; ve iyiliği başa kakmak. Tîn'de aynı terkip işlendi ve Bakara 2/262-264'te menn (başa kakma) çözümlendi. İki anlam da burada işler: ne kesilen ne başa kakılan bir karşılık.