وَٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلْفُلْكِ وَٱلْأَنْعَٰمِ مَا تَرْكَبُونَ
"Ve O ki, çiftlerin hepsini yarattı; sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler yaptı."
Kökün anlamı: bir şeyin eşi, çifti; ikili olan. Zevc Arapçada çiftin bir teki demektir — Türkçedeki "çift" gibi ikisini birden değil.
| Okuma | Ezvâc ne |
|---|---|
| 1 | İnsan ve hayvandaki erkek-dişi |
| 2 | Bütün karşıt çiftler — gece-gündüz, kara-deniz, tatlı-tuzlu |
| 3 | Bütün türler — her şeyin bir benzeri ve karşıtı olması |
Küllehâ ("hepsini") tekidi, ikinci ve üçüncü okumaları destekler görünmektedir; ama tercih dayatmıyorum.
Kur'an'ın kendi içinde bu genişlik desteklenir: Yâsîn 36/36 (sübhâne'llezî halaka'l-ezvâce küllehâ mimmâ tünbitü'l-ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ ya'lemûn — "yerin bitirdiklerinden, kendilerinden ve bilmedikleri şeylerden"), Zâriyât 51/49 (ve min külli şey'in halaknâ zevceyn).
Yâsîn ayetinin sonundaki kayıt kaydedilmeye değer: ve mimmâ lâ ya'lemûn — "ve bilmedikleri şeylerden". Yani Kur'an bu genellemeyi yaparken, kapsamın insan bilgisini aştığını kendisi söylüyor.
Modern fizik ve biyolojideki eşlenik yapılara (parçacık-karşı parçacık, kromozom çiftleri) bu ayetten doğrudan bir işaret çıkarmıyorum. STYLE gereği fennî mucize avcılığı yapılmaz. Kaydedilebilecek olan şudur: ayet çiftlilik ilkesini bir gözlem konusu olarak anıyor ve kapsamını açık bırakıyor.
فُلْك — kök ف-ل-ك: dilcilerin verdiği çekirdek yuvarlaklık ve dönmedir. Felek — gök cismi yörüngesi; felke — iğ başındaki yuvarlak ağırlık. Gemi için kullanılması, dilcilerce geminin yuvarlak gövdesi ya da suda dönerek/salınarak gitmesi üzerinden açıklanır; bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Kelime Arapçada tekil ve çoğul için aynı biçimde kullanılır — burada mâ terkebûn çoğul olduğu için çoğul anlaşılır.
أَنْعَام — kök ن-ع-م: yumuşaklık ve bolluk. Nimet aynı köktendir. Kelime, evcil ve eti-sütü yenen hayvanları (deve, sığır, koyun, keçi) gösterir ve kökün "yumuşaklık" çekirdeğiyle bağı dilcilerce tüylerinin/derilerinin yumuşaklığı üzerinden kurulur.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: binek hayvanının adı, nimet kelimesiyle aynı köktendir. Ve bir sonraki ayette, o hayvana binerken anılması emredilen şey nimettir: sümme tezkürû ni'mete rabbiküm.
Yani ayet, kelimenin kökünde zaten duran şeyi bir ibadet konusu hâline getiriyor. Bu bağı dilcilerin kaydettiği kök üzerinden kuruyorum; metnin açıkça kurduğu bir bağ olarak sunmuyorum.
Dört basamak, tek bir hayatın alanlarını sayıyor. Ve dördü de dokuzuncu ayetteki cevabın devamıdır: karşı taraf "yaratan O'dur" dedi; metin, "yaratan"ın ne yaptığını sayıyor.