وَقَالُوا۟ لَوْلَا نُزِّلَ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ عَلَىٰ رَجُلٍ مِّنَ ٱلْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ
Sûrenin beşinci bloğu burada açılıyor ve bu blok (31-35) sûrenin en yoğun yeridir. Sûrenin adı da burada geçecek.
Cümlenin öznesi Kur'an, yüklemi nüzzile (indirilmeli değil miydi), ve şart bir kişide aranıyor: racülin … azîm.
Dikkat edilecek nokta ve bunu kaydediyorum: itiraz Kur'an'ın içeriğine değil, muhatabına yöneliktir. Kur'an'ın ne dediği tartışılmıyor; kime verildiği tartışılıyor.
Bunların hangi şehirler olduğu ayette söylenmiyor. Klasik tefsirlerde yaygın olarak Mekke ve Tâif olduğu nakledilir. Bunu nakledildiği şekliyle aktarıyorum; ayet isim vermediği için kesin bilgi olarak sunmuyorum.
Aynı şekilde, "büyük adam" ile kimin kastedildiğine dair klasik tefsirlerde çeşitli isimler nakledilir. Bunları aktarmıyorum, çünkü ayet isim vermiyor ve isimlerin sıhhati hakkında hüküm veremem.
Ayetin isim vermemesi kendi başına bir bilgidir ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: eğer isim verilseydi mesele o kişiyle sınırlanırdı. İsim verilmediği için ölçünün kendisi konu oluyor.
Kökün somut anlamı burada anlamlıdır ve gözlem olarak veriyorum: azîm, kökün resminde iri gövdeli demektir. Yani kelime, ölçülebilir ve dışarıdan görülebilir bir büyüklüğü bildirir.
- Mutaffifîn ve Hümeze'de bu ayet doğrudan anıldı.
- Kamer'de "seçim itirazı" başlığı altında Sâd 38/8 ile birlikte verildi: e-ünzile aleyhi'z-zikru min beyninâ — "zikir, aramızdan ona mı indirildi?"
Ve Ahkāf 46/11'de aynı mantık başka bir cümleyle kaydedilmişti — bunu buraya taşıyıp karşılaştırmam isteniyor ve karşılaştırma verimlidir:
| Ahkāf 46/11 | Zuhruf 43/31 | |
|---|---|---|
| Cümle | Lev kâne hayran mâ sebekūnâ ileyh | Lev lâ nüzzile … alâ racülin … azîm |
| Kime söyleniyor | İman edenler hakkında | Peygamber hakkında |
| Mantık | İyi olan önce üstün olana gelir | Değerli olan büyük adama verilir |
| Çıkarım yönü | Alandan → şeyin değerine | Şeyden → alması gereken kişiye |
| Ortak varsayım | Değer, taşıyanın konumundan okunur | Aynı |
Ahkāf'ta kaydedilen tespit şuydu: "itiraz bir delil değil, bir sıralama varsayımıdır." Zuhruf'ta aynı varsayım, ters yönden kuruluyor.
Farkı kendi okumam olarak kaydediyorum: Ahkāf'taki itiraz bir sonuç çıkarıyor (bunlar aldıysa, iyi değildir); Zuhruf'taki itiraz bir talep kuruyor (öyleyse şuna verilmeliydi). Birincisi geriye, ikincisi ileriye bakıyor. Ama ikisinin de dayandığı tartı aynıdır.
Ve şu da kaydedilmelidir: iki itiraz da bir peygamber ya da bir mesaj hakkında bilgi içermiyor. İkisi de sosyal sıralama hakkında bir varsayımdır.