حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَنَا قَالَ يَٰلَيْتَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ بُعْدَ ٱلْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ ٱلْقَرِينُ · وَلَن يَنفَعَكُمُ ٱلْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Hattâ izâ câenâ kāle yâ leyte beynî ve beyneke bu'de'l-meşrikayni fe-bi'se'l-karîn · Ve len yenfeaküme'l-yevme iz zalemtüm enneküm fi'l-azâbi müşterikûn
"Nihayet bize geldiğinde der ki: 'Keşke benimle senin aran iki doğu kadar uzak olsaydı!' Ne kötü eşlikçi! Zulmettiğiniz için, bugün azapta ortak olmanızın size hiçbir faydası yok."
Kelime tesniyedir: el-meşrikayn — "iki doğu". Ve burada Arapçanın bilinen bir kullanımı var: iki karşıt şey tesniye yapıldığında, çoğu zaman ikisinden birinin adı ikisini birden gösterir.
| Terkip | Aslı | Anlamı |
|---|---|---|
| el-Ömerân | Ebû Bekir ve Ömer | İkisi birden, birinin adıyla |
| el-kamerân | Güneş ve ay | İkisi birden |
| el-ebevân | Anne ve baba | İkisi birden |
| Okuma | El-meşrikayn ne | Ölçü |
|---|---|---|
| 1 | Doğu ve batı — tağlîb ile | Yeryüzünde bilinen en uzak iki nokta |
| 2 | İki doğu noktası — yazın ve kışın güneşin doğduğu uçlar | Gözlenebilir yıllık salınım |
Birinci okuma çoğunluğun okumasıdır ve Kur'an'ın kendi içinde desteklenir: Rahmân 55/17'de rabbü'l-meşrikayni ve rabbü'l-mağribeyn geçer (Rahmân'de işlendi) — orada dört uç ayrı ayrı sayılmıştır.
İkinci okuma da dilcilerce kaydedilir ve gözlemsel bir dayanağı vardır: güneşin doğuş noktası yıl boyunca ufuk üzerinde iki uç arasında salınır; bu, çıplak gözle izlenebilen bir olgudur ve çölde yön bulan bir topluluk için tanıdıktır.
Ama deyimin işi her iki okumada da aynıdır ve kendi okumam olarak kaydediyorum: ölçü olarak seçilen mesafe, kişinin bilebileceği en büyük mesafedir. Yani cümle "çok uzak olsaydı" demiyor; "bilinen en uzak" diyor.
Ve bu, sûrenin ölçü meselesine bağlanıyor: sûre boyunca mesafeler ve büyüklükler tartışıldı — büyük adam, yüksek dereceler, gümüş tavanlar. Burada bir kişi, ilk kez kendi ölçeğinin sınırını kullanıyor.
Leyte, Arapçada gerçekleşmesi mümkün olmayan bir temenni için kullanılır. (Lealle ise mümkün olanı bildirir — üçüncü ve onuncu ayetlerde geçtiği gibi.)
İkisi de mümkündür ve tercih dayatmıyorum. Bi'se Arapçada zem fiilidir (kınama bildiren donmuş fiil) ve genellikle metnin kendi hükmünü verdiği yerlerde kullanılır.
Kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı cümlenin len yenfeaküm ile kurulmasıdır: dünyada bir yükün paylaşılması onu hafifletir. Ayet, orada bunun işlemeyeceğini söylüyor.
Ve iz zalemtüm ara cümlesi gerekçeyi veriyor: "zulmettiğiniz için". Yani ortaklık cezayı bölmüyor, çünkü fiil de bölünmemişti — herkes kendi fiilini yaptı.