وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَٰنًا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌ · وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ
Ve men ya'şü an zikri'r-rahmâni nukayyıd lehû şeytânen fe-hüve lehû karîn · Ve innehüm le-yasuddûnehüm ani's-sebîli ve yahsebûne ennehüm mühtedûn
"Kim Rahmân'ın hatırlatmasına karşı gözünü kısarsa, ona bir şeytanı musallat ederiz de o, onun ayrılmaz eşlikçisi olur. Onlar bunları yoldan çevirirler; bunlar ise kendilerini doğru yolda sanırlar."
Kök Nâziât'de aşiyye (akşam) olarak geçmişti; oraya dayanıyorum. Buraya kökün göze bakan dalını açıyorum, çünkü bu ayette işleyen odur.
- عَشَا / عَشِيَ — gözü zayıfladı; özellikle gece ya da alacakaranlıkta görememek.
- الأَعْشَى — gece körü; gündüz gören, akşam göremeyen kimse. (Meşhur Arap şairi el-A'şâ'nın lakabı buradan gelir; bu, dilcilerde sık anılan bir örnektir.)
- عِشَاء — yatsı; ışığın büsbütün çekildiği vakit.
- عَشَاء — akşam yemeği.
Ve kökün ikinci bir dalı vardır ve bu ayette önemlidir: aşâ ilâ'n-nâr — ateşe doğru, gözünü kısarak gitti. Yani zayıf gören kişinin bir ışığa doğru yönelmesi.
| Okuma | An ne bildiriyor | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Uzaklaşma | Hatırlatmadan yüz çevirmek, ona sırt dönmek |
| 2 | Bakış zayıflığı | Hatırlatmaya gözünü kısarak bakmak, göre göre görmemek |
Tercih dayatmıyorum. Ama kökün somut çekirdeği ikinci okumayı destekliyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum:
Ayet "kör olan" demiyor. A'mâ (kör) kelimesi kırkıncı ayette ayrıca gelecek: ev tehdi'l-umy. Burada seçilen kelime, gören ama seçemeyen göz için kullanılan kelimedir.
Fark şudur ve önemlidir: kör olan bir şey görmez. A'şâ olan görür — ama bulanık görür, ve gördüğünü yanlış tanır.
Ve ayetin devamı tam olarak bunu söylüyor: ve yahsebûne ennehüm mühtedûn — "kendilerini doğru yolda sanıyorlar."
Yani otuz altıncı ayetteki göz kusuru ile otuz yedinci ayetteki sanı arasında doğrudan bir bağ var: bulanık gören kişi, görmediğini bilmez; gördüğünü sanır.
Kökün somut anlamı dilcilerde yumurtadan gelir: kayd — yumurtanın kabuğu. Tekayyada'l-baydu — yumurta kırıldı, kabuğu ayrıldı.
Ve kökün ikinci dalı: bir şeyi bir şeyin yerine koymak, takas etmek, denk getirmek. Kâyadahû — onunla değiş tokuş yaptı. Kayyada lehû — ona bir şeyi denk getirdi, musallat etti, başına sardı.
Dilciler iki dal arasındaki bağı şöyle kurar: yumurta kabuğu içindekine tam oturur; mukāyaza da bir şeyin bir şeye tam denk gelmesidir. Bu izahı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı kökün "denklik" çekirdeğidir: ayet rastgele bir musallat olmadan söz etmiyor. Kelime, ölçülü bir eşleştirme bildiriyor.
Ve bu, sûrenin ölçü meselesiyle ilişkilidir — ve on üçüncü ayetteki mukrinîn (denk olmak) ile aynı alandan geliyor. İki kelime farklı köklerdendir (ق-ي-ض / ق-ر-ن) ve aralarında iştikak bağı kurmuyorum; kaydettiğim şey, ikisinin de "denk gelme" anlamı taşımasıdır.
Kök Kāf 50/23 ve 50/27'de ayrıntılı işlendi; oraya dayanıyorum ve tekrarlamıyorum. Orada kaydedilen: "Somut anlamı: iki şeyi birbirine bağlamak, eşlemek. Karn — boynuz; ve nesil."
Kāf'ta karîn iki kez geçiyordu ve orada da bir tartışma sahnesi vardı (kāle karînühû rabbenâ mâ etğaytühû, 50/27).
| Kāf 50/23-27 | Zuhruf 43/36-38 | |
|---|---|---|
| Karîn nerede | Hesap sahnesinde | Dünyada, süreç içinde |
| Nasıl geldiği | Söylenmiyor | Nukayyıd lehû — denk getirilir |
| Sebebi | Söylenmiyor | Ya'şü an zikri'r-rahmân |
| Sonu | Tartışma | Yâ leyte beynî ve beyneke… |
Yani sıra bellidir: önce gözün kısılması, sonra eşlikçinin gelmesi. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum; ayetin kurduğu sıra budur.
Kökün iki dalı arasındaki bağ kaydedilmeye değer: hesap ve sanı aynı kökten. Dilciler bunu şöyle açıklar: sanmak, eldeki verilerle bir hesap yapmaktır — ama eksik veriyle.
Ve mühtedûn kelimesi sûrede üçüncü kez geliyor. Yukarıda (43/22 bahsinde) kurulan üç aşamalı örüntü burada tamamlanıyor:
| Ayet | Kim | Ne |
|---|---|---|
| 10 | Metin | Lealleküm tehtedûn — imkân |
| 22 | Karşı taraf | İnnâ … mühtedûn — iddia |
| 37 | Metin | Yahsebûne ennehüm mühtedûn — iddianın adı |
| 49 | Fir'avn kavmi | İnnenâ le-mühtedûn — söz |