وَلَمَّا ضُرِبَ ٱبْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ · وَقَالُوٓا۟ ءَأَٰلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ ۚ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًۢا ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ
Ve lemmâ duribe'bnü Meryeme meselen izâ kavmüke minhü yasıddûn · Ve kālû e-âlihetünâ hayrun em hüve · Mâ darabûhü leke illâ cedelâ · Bel hüm kavmün hasımûn
"Meryem oğlu bir örnek olarak öne sürülünce, bir de baktık kavmin ondan dolayı bağrışıyor. Dediler ki: 'Bizim ilâhlarımız mı daha iyi, yoksa o mu?' Bunu sana ancak tartışmak için öne sürdüler. Doğrusu onlar çekişmeci bir topluluktur."
Bu ayetler bir dinî grup hakkında toptan hüküm kurmuyor ve ben de kurmayacağım. Ayetlerin işlediği şey, belirli bir tartışma anında takınılan bir tavırdır: bir örneğin, muhtevası tartışılmadan, tartışmayı kazanmak için öne sürülmesi. Hükmün bağlandığı yer bir topluluk adı değil, bir vasıftır: kavmün hasımûn — çekişmeci bir topluluk.
Ve altmış üçüncü ayette Îsâ'nın kendi sözü aktarılacak; altmış beşinci ayette ihtilafa düşenler el-ahzâb diye anılacak — yine bir vasıf, yine bir isim değil.
Kök sûrede dördüncü kez geliyor. Sûrenin başında (bkz. "Sûrenin yapısı") kurduğum tabloyu tamamlıyorum:
| Ayet | İfade | Kim | Ne yapılıyor |
|---|---|---|---|
| 5 | e-fe-nadribu ankümü'z-zikra safhan | Metin | Hatırlatmayı kenara itmek |
| 17 | bimâ darabe li'r-rahmâni meselâ | Karşı taraf | Rahmân'a örnek yakıştırmak |
| 57 | duribe'bnü Meryeme meselen | Meçhul | Bir örnek öne sürülüyor |
| 58 | mâ darabûhü leke illâ cedelâ | Karşı taraf | Örneği tartışma için sürmek |
Ve elli yedinci ayette fiilin meçhul gelmesi kaydedilmelidir: duribe — "öne sürüldü". Kim tarafından sürüldüğü söylenmiyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak veriyorum: ayet, örneği sürenin kim olduğunu adlandırmıyor; tepkiyi adlandırıyor.
| Okuyuş | Kök/anlam | Anlamı |
|---|---|---|
| yasıddûn (esreli sâd) | ص-د-د — gürültü etmek, bağrışmak, çığlık atmak | Bağrışıyorlar, gürültü ediyorlar |
| yasuddûn (ötreli sâd) | ص-د-د — yüz çevirmek, engellemek | Yüz çeviriyorlar |
"Geçişsiz — sadde an: Kendisi yüz çevirdi. 'Seni görünce senden yüz çevirirler' (Zuhruf 43/57'de aynı kökten yasıddûn)."
Dilciler sadîd / sadde için "gürültü, bağrışma" anlamını da kaydeder ve bunu deve sesiyle örneklerler. İki dal arasındaki bağı dilciler kesin olarak kurmaz; iki ayrı kök sayanlar da vardır. Bu ihtilafı nakledildiği şekliyle aktarıyorum.
Tercih dayatmıyorum. Ama şu kaydedilebilir: her iki okuyuşta da anlatılan şey bir tartışma değil, bir tepkidir — ya gürültü ya sırt dönme. İkisi de muhtevaya girmiyor.
| Ayet | İfade | Kim |
|---|---|---|
| 37 | le-yasuddûnehüm ani's-sebîl | Eşlikçiler, insanları yoldan çeviriyor |
| 57 | yasıddûn | Kavim, tepki veriyor |
| 62 | velâ yasuddennekümü'ş-şeytân | Şeytan sizi çevirmesin |
| Ayet | Karşılaştırma | Kim kuruyor |
|---|---|---|
| 32 | ve rahmetü rabbike hayrun mimmâ yecmeûn | Metin |
| 52 | em ene hayrun min hâze'llezî… | Fir'avn |
| 58 | e-âlihetünâ hayrun em hüve | Kavim |
Bunu bir metin verisi olarak kaydediyorum ve gözlem olarak ekliyorum: sûre, karşılaştırma yapmayı reddetmiyor. Kendisi de karşılaştırma yapıyor (32). İtiraz, neyin neyle karşılaştırıldığına.
Klasik tefsirlerde bu ayetlerin hangi konuşmanın ardından geldiği üzerine farklı anlatılar nakledilir ve bunlar birbirini tutmaz. Nakledildiği kadarıyla, hüküm vermeden aktarıyorum:
| Nakledilen okuma | Ne der |
|---|---|
| 1 | Enbiyâ 21/98'deki inneküm ve mâ ta'büdûne min dûnillâhi hasabü cehennem ayeti üzerine bir tartışma çıktığı; "öyleyse Meryem oğlu da mı?" diye sorulduğu nakledilir |
| 2 | Meryem oğluna gösterilen saygının, kendi taptıkları için de geçerli olmasını istedikleri nakledilir |
| 3 | Belirli bir kişinin adıyla anılan bir tartışma anlatısı nakledilir |
Bu anlatıların hiçbirini kesin bilgi olarak vermiyorum. Kaynaklarında da farklı biçimlerde kaydedildikleri belirtilir.
Ve ayetin kendisi zaten bir hüküm veriyor ve bu hüküm anlatılara ihtiyaç duymuyor: mâ darabûhü leke illâ cedelâ.
Kökün somut anlamı: ipi ya da kayışı sıkıca bükmek, örmek. Cedele'l-habl — ipi sağlam büktü. Cedîl — örülmüş kayış, deve yuları.
Ve buradan tartışma anlamı gelir. Dilciler bağı şöyle kurar: tartışan iki taraf, birbirini bükmeye, kendi tarafına çekmeye çalışır — güreşteki mücâdele gibi. Nitekim cedele, birini yere yıkmak anlamında da kullanılır.
Kelimenin resmi kaydedilmeye değer ve gözlem olarak veriyorum: cedel, kökünde bir doğruya varmak değil, karşı tarafı bükmektir. Amaç sonuç değil, üstün gelmek.
Ve Kur'an'ın cedel hakkındaki tavrı toptan bir yasak değildir: Nahl 16/125'te ve câdilhüm bi'lletî hiye ahsen (onlarla en güzel biçimde tartış) buyrulur. Yani mesele tartışmanın kendisi değil, tartışmanın amacıdır.
خ-ص-م kökü — on sekizinci ayette hısâm olarak geçmişti. Yukarıda (43/18 bahsinde) kurduğum karşılaştırmayı burada tamamlıyorum: bir yerde çekişemediği için küçük sayılan, bir yerde çekişmekten başka bir şey yapmayan.