فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
Fâ takip ve aralıksızlık bildirir (fâü't-ta'kīb); Vâkıa'de işlendi.
Yirmi birinci ayette son talep söylendi, yirmi ikinci ayette doğrudan duaya geçiliyor. Arada ne bir cevap, ne bir bekleme anlatılıyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: metin, reddi anlatmıyor — reddi atlıyor. Sonucundan anlıyoruz.
Ve kökün Arapçadaki iki dalı vardır: birine seslenmek ve bir şeyi istemek. İkisi de "çağırmak" fikrinden çıkar — istenen şey de bir bakıma çağrılır.
"Bunlar suçlu bir topluluk." Cümle burada bitiyor. Bir talep yok: helâk etmesi istenmiyor, kurtarılması istenmiyor, bir şey istenmiyor.
| Kim | Duanın biçimi |
|---|---|
| Nûh | "Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden kimseyi bırakma" (Nûh 71/26) — açık talep |
| Mûsâ (başka yerde) | "Rabbimiz! Mallarını sil" (Yûnus 10/88) — açık talep |
| Mûsâ (burada) | "Bunlar suçlu bir topluluktur" — talep yok |
Bunu kendi okumam olarak sunuyorum, dayanağı üç ayetin lafzıdır: burada dua bir rapor biçiminde. Elçi durumu bildiriyor ve hükmü bırakıyor.
Ve cevabın biçimi bu okumayı destekliyor: bir sonraki ayette gelen cevap bir helâk emri değil, bir yürüme emridir — fe-esri bi-ıbâdî.
Nûh'de Nûh'un duası işlendi; oradaki uzun talep ile buradaki tek cümlelik bildirim arasındaki fark, iki kıssanın anlatım biçimindeki farkla uyumludur.
Somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: cerame — bir şeyi kesmek, koparmak; özellikle meyveyi dalından koparmak (cerame'n-nahle). Buradan cürm — kazanılan kötü şey, işlenen suç.
Kökün mantığı kaydedilmeye değer: suç, bir şeyi yerinden koparmak olarak adlandırılıyor. Meyveyi vaktinden önce koparan kişi, bir düzeni bozmuş olur.
| Ayet | İfade | Kim hakkında | Kim söylüyor |
|---|---|---|---|
| 22 | inne hâülâi kavmün mücrimûn | Firavun kavmi | Mûsâ |
| 37 | innehüm kânû mücrimîn | Tübba' kavmi ve öncekiler | Metin |
İki cümlenin ilk iki kelimesi aynıdır: إِنَّ هَٰؤُلَاءِ. Biri geçmişteki bir topluluk için, öteki sûrenin indiği andaki topluluk için.
Bunu kendi okumam olarak sunuyorum, dayanağı iki ayetin lafzıdır: hâülâi yakını gösteren bir işaret ismidir. Sûre, uzaktaki bir kavmi de yakındaki bir kavmi de aynı yakınlık zamiriyle gösteriyor. Yani kıssa ile bugün arasındaki mesafe, dilde kaldırılmış oluyor.