أَفَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِۦ وَقَلْبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَٰوَةً
E-fe-raeyte meni'ttehaze ilâhehû hevâhü ve edallehullâhü alâ ilmin ve hateme alâ sem'ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî ğışâveten
"Hevâsını kendisine ilâh edineni gördün mü? Allah da onu, bir bilgi üzere saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözüne perde çekmiştir."
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | "Hevâsını ilâh edindi" — yani arzusunu tanrı yerine koydu |
| 2 | "İlâhını hevâsı edindi" — yani tanrı olarak neyi seçeceğini arzusuna göre belirledi |
İki okuma da Arapçanın izin verdiği sınırlar içindedir ve klasik tefsirlerde ikisi de zikredilir. Tercih dayatmıyorum.
İkinci okuma kaydedilmeye değer, çünkü daha ince bir şey söyler: kişi arzusunu açıkça tanrılaştırmıyor; bir tanrı seçiyor, ama seçimi arzusunun yönüne göre yapıyor. Sûrenin ilk bloğu delilleri saymıştı; bu okumada mesele delil değil, delili seçme ölçüsüdür.
هَوَىٰ — kök ه-و-ي: aşağı düşmek; ve arzu, eğilim. Kökün iki dalı ve ikisi arasındaki ilişki Necm'de ayrıntılı işlendi (Necm 53/1 izâ hevâ ile 53/3 ani'l-hevâ arasındaki lafız birliği). Tekrarlamıyorum.
| Okuma | Alâ ilmin kimin bilgisi |
|---|---|
| 1 | Allah'ın bilgisi — onun hâlini bilerek |
| 2 | Kişinin bilgisi — bildiği hâlde saptı |
İki okuma da nakledilir. İkinci okuma sûrenin bütünüyle uyumludur — 8. ayette işitip direnen, 9. ayette öğrendikten sonra alay eden tip anlatılmıştı. Bunu bir karine olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.
Ahkāf 46/26'da aynı üçlü sayılmıştı (sem'an ve ebsâran ve ef'ideten) ve orada işlendi: araçlar verilmişti, işe yaramamıştı. Burada aynı üçlü, kapanmış hâliyle anılıyor. İki sûre aynı organ listesini iki ayrı sahnede kullanıyor.
Ve fiiller farklı: kulak ve kalp mühürleniyor (hatm — mührü basıp kapatmak), göze perde çekiliyor (ğışâve). İçeri girişi kapatılan ile önü örtülen ayrılıyor.